Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu

guveni-kotuye-kullanma-sucu-ve-cezasi

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu (2026)

İçindekiler

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu; Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen, malvarlığına karşı işlenen nitelikli bir suç tipidir. Kişinin, aralarındaki belirli bir hizmet, meslek veya sanat ilişkisinin gereği olarak kendisine hukuken tevdi ve teslim edilen mal üzerinde, zilyetliğin devri amacına aykırı olarak malikmiş gibi tasarrufta bulunması veya bu zilyetlik olgusunu inkar etmesiyle oluşur. TCK’nin 155. maddesinde düzenlenen güveni kullanma suçunun nitelikli halini teşkil etmektedir.

TCK 155/2 Kapsamında Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Güveni kötüye kullanma suçu; bir kişiye muhafaza etmesi veya belirli bir şekilde kullanması için zilyedliği  teslim edilen bir malın, teslim ediliş amacı dışında kullanılması veya tasarrufta bulunulmasıdır. Bu suç tipinde korunan hukuki değer, kişilerin taşınır veya taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkıdır.

Suçun vücut bulabilmesi için fail ile mal sahibi arasında mutlaka sözleşmesel bir ilişkinin varlığı gerekir. Bu ilişki; bir kira, vekalet veya hizmet sözleşmesine dayanabilir. Buradaki temel amaç, taraflar arasında sözleşmeden doğan güven ilişkisinin ceza hukuku boyutuyla da korunmasını sağlamaktır.

Hizmet sözleşmesi ise belirli bir iş ilişkisine bağlı olarak, o işin yerine getirilmesini amaçlayan iki taraflı bir sözleşmedir. Şayet güveni kötüye kullanma suçu bu iş ve hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenirse, ortaya çıkan güven zedelenmesi suçun “nitelikli hali” olarak kabul edilir.

Türk Ceza Kanunu‘nda bu iki durum için öngörülen cezalar arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Suçun basit hali şikayete tabi olup 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezası gerektirir. Buna karşın, hizmet ilişkisinin kötüye kullanılmasıyla işlenen nitelikli hali şikayete tabi olmaksızın 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları

Maddi Konu: Suçun konusunu, taşınır veya taşınmaz bir mal oluşturmaktadır. Söz konusu malın, suçun failine hukuken geçerli bir zilyetlik devriyle teslim edilmiş olması ve bu teslimin suçtan önce gerçekleşmesi şarttır.

Fail ve Mağdur Arasındaki Hizmet İlişkisi: Fail ile mağdur arasında, malın teslimini gerektiren mesleki, sanatsal veya hizmete dayalı bir hukuki bağın varlığı aranmaktadır. Malın faile tevdii, bu hizmet ilişkisinin doğal ve zorunlu bir sonucu olarak vuku bulmalıdır.

Fiil: Suçun fiil unsuru; failin kendisine güvenilerek teslim edilen malı, zilyetliğin devrediliş amacına aykırı olarak satması, tüketmesi, rehnetmesi veya mülkiyeti kendisine aitmiş gibi sahiplenmesidir. Teslim olgusunun tamamen inkar edilmesi de bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Manevi Unsur: Bu suç tipi yalnızca doğrudan kastla işlenebilmektedir; taksirle işlenmesi hukuken mümkün değildir. Failin, malın kendisine sadece belirli bir hizmetin ifası için verildiğini bilmesi ve buna rağmen malik gibi tasarruf etme bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.

Basit Güveni Kötüye Kullanma ile Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Arasındaki Fark

Basit şeklinde mal, faile herhangi bir sıfat aranmaksızın, taraflar arasındaki genel güven ilişkisine dayanılarak tevdi edilmektedir. Nitelikli şeklinde ise malın teslimi; taraflar arasında mevcut olan belirli bir meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin doğal ve zorunlu bir sonucu olarak gerçekleştirilmektedir.

Basit güveni kötüye kullanma suçu, takibi şikayete bağlı bir suç niteliğindedir ve altı aylık hak düşürücü şikayet süresine tabidir. Buna karşın, hizmet nedeniyle işlenen nitelikli hal resen (kendiliğinden) soruşturulur; mağdurun şikayetinden vazgeçmesi kamu davasını düşürmez.

Basit suç tipi, Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca uzlaşma kapsamında yer almakta olup, tarafların uzlaşması halinde süreç sonlandırılmaktadır. Hizmet ilişkisinin kötüye kullanılması durumunda ise suçun nitelikli hali saklı kalmak üzere uzlaşma hükümleri tatbik edilememektedir.

Kanun koyucu, hizmet ilişkisinden doğan güvenin suiistimal edilmesini daha ağır bir haksızlık içeriği olarak kabul etmiştir. Basit şeklinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüşken; nitelikli halinde cezanın alt sınırı yükseltilerek bir yıldan yedi yıla kadar hapis cezası tayin edilmiştir.

İşçi, Çalışan ve Şirket Yetkilileri Açısından Güveni Kötüye Kullanma Suçu

İşçi ile işveren arasındaki ilişki, hizmet ilişkisinin en tipik örneğini teşkil etmektedir. İşçiye, yürütmekte olduğu görevin icrası amacıyla teslim edilen değerlerin malik gibi tasarruf edilmesi veya işletmeye iade edilmemesi halinde suç oluşmaktadır.

Şirket müdürleri, yönetim kurulu üyeleri veya imza yetkisini haiz temsilciler, tüzel kişinin malvarlığını yönetmekle görevlendirilmişlerdir. Bu kişilerin, şirkete ait fonları, menkul kıymetleri veya taşınır malları, temsil yetkisinin sınırlarını aşarak şahsi menfaatleri doğrultusunda kullanmaları, rehnetmeleri veya gizlemeleri halinde nitelikli suç tipi tecessüm etmektedir.

Kendilerine işletmenin belirli işlerini yürütme veya ticari işletmeyi bütünüyle idare etme yetkisi verilen ticari vekil ve temsilciler, bu sıfatları sebebiyle tasarruf yetkisine sahip kılınmaktadır. Kendilerine tevdi edilen işletme sermayesinin veya ticari emtianın, vekalet görevinin amacı dışında mal edinilmesi, bu unvanların kötüye kullanılması kapsamında cezalandırılmaktadır.

Söz konusu cezai fiilin işlenmesi, İş Kanunu uyarınca işverene iş sözleşmesini ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık nedeniyle haklı ve derhal fesih yetkisi tanımaktadır. Ceza mahkemesince verilen mahkumiyet hükmü, işçinin kıdem ve ihbar tazminatı haklarını kaybetmesine sebebiyet verdiği gibi, oluşan şirket zararının tazmini amacıyla açılacak hukuk davalarında da bağlayıcı bir delil niteliği taşımaktadır.

Şirket Çalışanının Para veya Malı Üzerine Geçirmesi Suç Sayılır mı?

Özel sektör işletmelerinde çalışan ve kamu görevlisi sıfatını haiz olmayan personelin kendisine işin yürütülmesi için teslim edilen şirket parasını veya emtiasını kendi menfaatine kullanması, Türk Ceza Kanunu’nun 155/2. maddesi uyarınca Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunu oluşturmaktadır.

Eğer mal veya parayı üzerine geçiren çalışan bir kamu kurumunda görev yapıyor veya Bankacılık Kanunu’na tabi bir banka personeli ise eylem güveni kötüye kullanma suçunu değil, özel norm niteliğindeki Zimmet Suçunu oluşturmaktadır. Zimmet suçu, haksızlık içeriği ve ceza miktarı bakımından çok daha ağır yaptırımlara tabidir. Buna göre TCK 247. madde uyarınca ağırlaştırı haller haricinde suç için bel yıldan oniki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Bu eylemin hırsızlık suçundan ayrıldığı temel nokta, para veya malın çalışana rızasıyla ve hukuken teslim edilmiş olmasıdır. Eğer işçi, kendisine hiç teslim edilmemiş, zilyetliği devredilmemiş bir şirket malını gizlice alırsa eylem hırsızlık; görevi gereği zaten elinde bulundurduğu malı sahiplenirse güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır.

Muhasebeci, Kasiyer ve Şirket Personeli Tarafından İşlenebilen Güveni Kötüye Kullanma Fiilleri

Gün boyu nakit ve kredi kartı akışını yöneten kasiyerlerin; gün sonunda yazar kasa mizanı ile fiili nakit arasında oluşan artığı şirket kasasına devretmek yerine sahiplenmeleri fiili oluşturmaktadır. Müşterilerden nakit olarak tahsil edilen ürün bedellerinin, sistem üzerinden iptal veya iade gösterilerek kassa stoğundan düşülmesi ve paranın alıkonulması da nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu teşkili etmektedir.

Şirket ürünlerinin dağıtımı ve satışı ile görevlendirilen personelin; müşterilerden tahsil ettikleri fatura bedellerini şirket merkezine teslim etmeyerek şahsi ihtiyaçları için kullanmaları bu sınıfa girmektedir. Aynı şekilde, sevkiyat sorumlularının kendilerine bayilere dağıtılmak üzere teslim edilen şirket mallarını yolda üçüncü kişilere satarak bedelini gizlemeleri suçun maddi unsurunu oluşturur.

Şirket personeline münhasıran işlerin yürütülmesi için tahsis edilen araç, bilgisayar veya cep telefonu gibi demirbaşların, zilyetlik amacına tamamen aykırı tasarruf edilmesi fiilidir. Personelin işten ayrılmasına rağmen kendisine iş amacıyla verilen bu cihazları veya şirket aracını şirkete iade etmeyi reddetmesi, zilyetlik olgusunu inkar etmek suretiyle suçu tamamlamaktadır.

Hizmet İlişkisi Nedeniyle Teslim Edilen Malın Kullanılması veya Satılması

Faile, belirli bir hizmetin ifası için sadece kullanma veya muhafaza yetkisiyle teslim edilen malın, zilyetlik sınırları aşılarak şahsi menfaat doğrultusunda kullanılmasıdır. Kullanma fiilinin suçu oluşturabilmesi için, geçici kullanım sınırını aşması, mala zarar vermesi veya malın değerinde esaslı bir azalmaya sebebiyet vererek malik gibi tasarruf etme iradesini ortaya koyması gerekmektedir.

Kendisine hizmet ilişkisiyle teslim edilen malı üçüncü bir kişiye satan fail, mülkiyeti devretme iradesini açığa vurmuş sayılmaktadır. Satış fiili ile birlikte, zilyetliğin devri amacına tamamen aykırı, geri dönüşü imkansız bir tasarruf gerçekleştirildiği için suç, satış akdinin kurulduğu ve malın zilyetliğinin üçüncü kişiye devredildiği an itibarıyla tamamlanmış addedilmektedir. Hukuki uyuşmazlıklarda eylemin hukuki niteliği, failin kastının yoğunluğuna göre belirlenmektedir. Fail  malı sadece geçici olarak kullanıp iade etme niyetindeyse ve malın özgül değerine zarar vermemişse eylem borca aykırılık seviyesinde kalabilmektedir.

Hizmet ilişkisiyle teslim edilen malın kullanılması veya satılması fiili, TCK’nın 155/2. maddesinde düzenlenen nitelikli hali oluşturduğu için şikayete tabi olmaksızın resen cezalandırılmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu malın satılmasından sonra, mağdurun zararı soruşturma veya kovuşturma aşamasında tamamen giderilirse, TCK’nın 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümleri uyarınca verilecek cezada indirime gidilmektedir.

İş Yerinde Zimmet ile Güveni Kötüye Kullanma Suçu Arasındaki Fark

Zimmet suçu (TCK m. 247), özgü suç niteliğindedir ve ancak kamu görevlisi sıfatını haiz kişiler tarafından işlenebilir. Güveni kötüye kullanma suçu (TCK m. 155) ise genel bir suç olup, özel sektör şirketlerinde çalışan ve kamu görevlisi sıfatı bulunmayan her statüdeki personel tarafından işlenebilmektedir.

Özel sektör niteliğinde olmasına rağmen, banka çalışanlarının bankaya ait para veya sözleşmeli malları uhdelerine geçirmeleri eylemi, özel norm kuralı gereği güveni kötüye kullanma suçunu değil, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 160. maddesinde düzenlenen Banka Zimmeti suçunu oluşturur.

Zimmet suçunda malın, kamu görevlisine veya bankacıya görevi nedeniyle ve yasal mevzuatın verdiği yetkiye dayanılarak resmen teslim edilmiş olması gerekmektedir. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunda ise malın teslimi, kamu gücüne veya yasal bir yetkiye değil, taraflar arasındaki özel hukuk kapsamındaki hizmet veya iş sözleşmesine dayanmaktadır.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu İle Hırsızlık Suçu Farkları 

Güveni kötüye kullanma suçunda mal, malik veya zilyet tarafından faile kendi rızasıyla, belirli bir hizmetin ifası amacıyla ve hukuken geçerli bir şekilde teslim edilmiştir. Hırsızlık suçunda ise malın teslimi veya rıza söz konusu değildir; mal, zilyedinin rızası hilafına bulunduğu yerden alınmaktadır.

Hırsızlık suçunda fail, malı baştan itibaren çalma ve sahiplenme kastıyla hareket ederek zilyedin egemenlik alanından çıkartır. Güveni kötüye kullanma suçunda ise fail malı elinde bulundururken başlangıçta dürüsttür; ancak mal kendisindeyken sonradan niyetini değiştirerek malik gibi tasarrufta bulunmaya karar verir.

Bir şirket çalışanının eyleminin nitelendirilmesinde malın kendisine tevdi edilip edilmediğine bakılır. Örneğin; muhasebeciye veya kuryeye işin yürütülmesi için resmen teslim edilen paranın sahiplenilmesi güveni kötüye kullanmayı oluşturur. Ancak ofisteki temizlik görevlisinin veya başka bir departman çalışanının kendisine hiç teslim edilmemiş, masa üstünde bırakılan bir şirket laptopunu gizlice alması hırsızlık suçunu teşkil eder.

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu için bir yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Hırsızlık suçunun iş yerinde, hizmet akdine tabi olarak çalışan kişi tarafından işlenmesi hali ise nitelikli hırsızlık (TCK m. 142/2-h) sayılmakta ve beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile daha ağır şekilde cezalandırılmaktadır.

Kriter Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 155/2) Hırsızlık Suçu (TCK m. 141-142)
Malın Faile Geçiş Şekli Mal, malik veya zilyet tarafından hukuka uygun şekilde ve rızayla teslim edilir. Mal, zilyedin rızası olmaksızın bulunduğu yerden alınır.
Teslim Unsuru Vardır. Belirli bir hizmetin görülmesi amacıyla tevdi edilmiştir. Yoktur. Fail malı gizlice veya rıza dışında alır.
Failin İlk Kastı Başlangıçta malı teslim alma iradesi hukuka uygundur; suç kastı sonradan oluşur. Başlangıçtan itibaren çalma ve sahiplenme kastı vardır.
Suçun Oluştuğu An Failin kendisine teslim edilen mal üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmaya başlamasıyla oluşur. Malın zilyedin hâkimiyet alanından rızası dışında çıkarılmasıyla oluşur.
Zilyedin Rızası Başlangıçta vardır. Hiçbir aşamada yoktur.
İşyerindeki Tipik Örnek Muhasebeciye, kasiyere veya kuryeye teslim edilen şirket parasının ya da emanet edilen malın sahiplenilmesi. Kendisine teslim edilmemiş şirket bilgisayarının, ekipmanının veya kasadaki paranın gizlice alınması.
Hukuki Korunan Değer Güven ilişkisi ve malvarlığı. Zilyetlik ve malvarlığı.
İş İlişkisiyle Bağlantı Malın hizmet ilişkisi nedeniyle faile teslim edilmiş olması gerekir. İş ilişkisi bulunabilir; ancak malın faile teslim edilmiş olması aranmaz.
Temel Ayırt Edici Unsur Malın hukuka uygun şekilde teslim edilmiş olması. Malın rıza dışında alınmış olması.
Ceza 1 yıldan 7 yıla kadar hapis ve adli para cezası (TCK m. 155/2). İşyerinde hizmet ilişkisinden yararlanılarak işlenmesi hâlinde 5 yıldan 10 yıla kadar hapis (TCK m. 142/2-h).

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası

Suçun hizmet, meslek, sanat veya ticaret ilişkisinin sağladığı güven suiistimal edilerek işlenmesi halinde fail hakkında bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasına hükmedilmektedir.

Suç tamamlandıktan sonra failin pişmanlık duyarak mağdurun uğradığı maddi zararı aynen iade veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde ceza indiriminden yararlanması mümkündür. Zararın soruşturma aşamasında giderilmesi halinde ceza üçte ikisine kadar; kovuşturma aşamasında giderilmesi halinde ise yarısına kadar indirilmektedir.

Yargılama neticesinde mahkeme tarafından hükmedilen hapis cezasının iki yıl veya daha az süreli olması durumunda, kanuni şartların varlığı halinde Cezanın Ertelenmesi müessesesinin uygulanması mümkündür. Bu durumda fail, belirlenen denetim süresini yükümlülüklere uygun geçirdiği takdirde cezai yaptırıma maruz kalmamaktadır.

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunda hapis cezasının alt sınırı bir yıl olduğundan, yapılan yargılama sonucunda alt sınırdan veya alt sınıra yakın bir hapis cezası tayin edilmesi halinde, bu cezanın kısa süreli hapis cezalarına seçenek yaptırımlar kapsamında adli para cezasına çevrilmesi mahkemenin takdir yetkisi dahilindedir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Hapis ve Adli Para Cezası

Suçun hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylık ve güven suistimal edilerek işlenmesi halinde, kanuni hapis cezası bir yıldan yedi yıla kadar olarak belirlenmiştir. Hakim, somut olayın özelliklerini, meydana gelen zararın ağırlığını ve failin kusur derecesini dikkate alarak bu sınırlar dahilinde temel hapis cezasını tayin etmektedir.

Kanun koyucu, hapis cezasının yanı sıra üç bin güne kadar adli para cezası öngörmüştür. Mahkeme öncelikle gün sayısını örneğin 100 gün belirler; ardından failin ekonomik ve şahsi durumunu göz önünde bulundurarak bir gün karşılığı tutarı 20 İLÂ 100 Türk Lirası arasında takdir eder ve bu iki veriyi çarparak toplam adli para cezasını hesaplar. Bu suç tipinde hapis cezası ile adli para cezası arasında bir seçimlik ilişki bulunmamaktadır; yani hakim sadece hapis veya sadece para cezası verme yetkisine sahip değildir.

Hükmedilen adli para cezası, hapis cezasından çevrilen bir ceza olmayıp doğrudan kanundan doğan asli bir cezadır. Hükmün kesinleşmesinden sonra infaz savcılığınca tebliğ edilen ödeme emrine rağmen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu ceza kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirine veya hapis cezasına dönüştürülerek infaz edilir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Şikayete Tabi Olup Olmadığı ve Şikayet Süresi

Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen basit güveni kötüye kullanma suçu, soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlı bir suçtur. Bu doğrultuda, TCK’nın 73. maddesi uyarınca mağdur için 6 aylık bir şikayet süresi öngörülmüştür.

Bu 6 aylık hak düşürücü süre, mağdurun hem fiili hem de failin kim olduğunu kesin olarak öğrendiği tarihten itibaren başlar. Ancak bu öğrenme süreci ne kadar gecikirse geciksin, şikayet hakkı zamanaşımı süresi içinde kullanılmalıdır; aksi halde dava açma hakkı ortadan kalkar.

Eğer somut olayda suç, ilk metinde de bahsettiğimiz üzere hizmet ilişkisinin sağladığı güven suiistimal edilerek işlenmişse, durum tamamen değişir. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, suçun nitelikli hali olarak kabul edilir.

Nitelikli hallerde suç artık şikayete bağlı olmaktan çıkar. Dolayısıyla hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu işlendiğinde savcılık herhangi bir şikayet süresine tabi olmaksızın, durumu öğrendiği anda kendiliğinden soruşturma başlatır. Kamu menfaati gereği, mağdur şikayetinden vazgeçse bile yargılama süreci devam eder.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Uzlaşma 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi olan suçlar ile kanunda açıkça uzlaşma kapsamında olduğu belirtilen suçlar bu müesseseye tabidir. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu (TCK m. 155/2) şikayete tabi olmadığı ve maddede özel bir düzenleme bulunmadığı için uzlaşma kapsamında yer almamaktadır.

Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde yürütülen soruşturma aşamasında, suçun unsurlarının oluştuğu tespit edilse dahi dosya Uzlaştırma Bürosu’na gönderilmemektedir. Savcılık makamı, tarafların kendi aralarında anlaşmış olup olmadığına bakılmaksızın, doğrudan kamu davasının açılması amacıyla iddianame düzenlemekle mükelleftir.

Mağdur ile şüphelinin/sanığın adliye dışında kendi rızalarıyla mutabakata varmaları veya bir sözleşme akdetmeleri, ceza davasının yürütülmesine engel teşkil etmemektedir. Bu tür şahsi anlaşmalar mahkeme tarafından kamu davasını düşüren bir sebep olarak kabul edilmemekte, yargılamaya kalındığı yerden devam olunmaktadır.

Uzlaşma usulü uygulanmasa da, failin mağdurun uğradığı maddi zararı tamamen gidermesi hukuki sonuç doğurmaktadır. Zararın rızaen karşılanması, bir uzlaşma neticesi olarak değil, TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Davası Nasıl Açılır?

Dava sürecinin başlayabilmesi için öncelikle fiilin adli makamlara bildirilmesi gerekmektedir. Mağdur veya vekili, suçun işlendiği yer veya şüphelinin yerleşim yeri Cumhuriyet Başsavcılığına ya da emniyet birimlerine yazılı bir dilekçe ile başvuruda bulunarak suç duyurusunda bulunur.

İhbarın ardından Cumhuriyet savcısı resen soruşturma aşamasını başlatır. Bu süreçte savcılık şüphelinin ifadesinin alınması, şirket kayıtlarının, banka hareketlerinin incelenmesi, muhasebe evraklarının analizi ve gerekirse dosyanın nitelikli bir hesap uzmanı veya mali müşavir bilirkişiye tevdi edilmesi gibi delil toplama işlemlerini yürütür.

Soruşturma neticesinde, şüphelinin suçu işlediğine dair yeterli şüphe açısı ve delil elde edilirse, Cumhuriyet savcısı bir iddianame tanzim eder. Hazırlanan bu iddianamenin görevli mahkeme olan Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmesiyle birlikte, kamu davası resmen açılmış ve yargılama aşamasına geçilmiş olur.

hizmet-nedeniyle-guveni-kotuye-kullanma-sucu

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Deliller ve İspat

Fail ile mağdur arasındaki hukuki bağın ve malın teslim edildiğinin ispatı için öncelikle yazılı evraklara başvurulmaktadır. İş sözleşmeleri, iş yeri görev tanımları, imza karşılığı düzenlenen zimmet tutanakları, kargo teslim fişleri, banka dekontları ve muhasebe kayıtları, malın faile hangi amaçla tevdi edildiğini tevsik eden delillerdir.

Özellikle muhasebeci, kasiyer veya finans personeli tarafından işlenen fiillerde, Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca tutulması zorunlu olan ticari defterler incelenmektedir. Kasa mizanları, faturalar, banka hesap hareketleri ve cari hesap dökümleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemeleri, paranın şirket uhdesinden çıkıp failin egemenlik alanına girdiğini gösteren kesin delil niteliğindedir.

Suçun işlendiği yerdeki iş yeri güvenlik kamerası kayıtları, malın fiziksel olarak haksız yere bina dışına çıkarıldığını veya kasadaki nakit paranın fail tarafından alındığını somutlaştıran maddi delillerdir. Ayrıca, fail ile mağdur veya şirket yetkilileri arasında geçen ve suç olgusunu/teslimi ikrar eden e-posta yazışmaları, kurumsal mesajlaşma kayıtları da dijital delil olarak kabul edilmektedir.

Banka Kayıtları, Kamera Görüntüleri ve Mesajlaşmaların Delil Olarak Kullanılması

Şirket hesaplarından failin şahsi hesabına veya üçüncü kişilere yapılan yetkisiz havale ve EFT işlemleri, banka kayıtları vasıtasıyla kesin olarak ispat edilmektedir. Bankadan celbedilen resmi hesap dökümleri ve dekontlar, paranın şirketin egemenlik alanından çıktığı anı ve ulaştığı son mecrayı gösteren, üzerinde tahrifat yapılması mümkün olmayan kesin delil niteliğindedir.

İş yerinde bulunan kamera kayıtları, özellikle kasiyerlerin kasadan nakit para alması veya sevkiyat personelinin şirket emtiasını yetkisiz şekilde araçlara yüklemesi gibi fiziki eylemleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak görüntülerdeki kişinin fail olduğunun ve rıza dışı hareket ettiğinin tespitiyle, suçun maddi unsuru somutlaştırılmaktadır.

Fail ile şirket yetkilileri veya müşteriler arasında geçen yazışmalar, suçun manevi unsurunun ispatında büyük önem arz etmektedir. Failin kendisine teslim edilen malı veya parayı aldığını açıkça ikrar ettiği, iade etmeyeceğini beyan ettiği ya da parayı şahsi ihtiyaçları için harcadığını itiraf ettiği mesaj içerikleri, zilyetlik amacına aykırı hareket edildiğini tevsik eden hukuki delillerdir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Görevli Mahkeme

Ceza muhakemesi kanununa göre mahkemelerin görev sınırı, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bu suçun üst sınırı yedi yıl hapis cezası olduğundan ve kanunda bu suç için Ağır Ceza Mahkemesi münhasıran görevlendirilmediğinden, yargılama asliye ceza mahkemesince yürütülmektedir.

Yargılamayı yürütecek coğrafi bakımdan yetkili mahkeme ise genel kural uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunda suçun işlendiği yer; failin kendisine teslim edilen mal veya para üzerinde zilyetlik amacına aykırı olarak ilk kez malik gibi tasarrufta bulunduğu yerdir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zamanaşımı Süresi

Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belirli bir süre içinde dava açılmaması veya açılmış davanın sonuçlandırılamaması durumunda devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesini ifade eder. Kanuna göre, beş yılı geçmeyen hapis veya adli para cezalarını gerektiren suç tiplerinde standart dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak uygulanır.

Ancak zamanaşımı süresi belirlenirken sadece suçun basit hali dikkate alınmaz. TCK 66’nın devamı fıkraları uyarınca, mevcut deliller ışığında suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulur. Nitelikli haller ceza üst sınırını artırdığı için, otomatik olarak dava zamanaşımı süresinin de uzamasına neden olur.

Yargılama sürecindeki bazı usul işlemleri ise işleyen zamanaşımı süresini durdurur veya tamamen keser. Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması, hakkında tutuklama kararı verilmesi, suça ilişkin iddianame düzenlenmesi veya mahkemece sorgusunun yapılması TCK 67. madde uyarınca zamanaşımını kesen nedenlerdir.

Zamanaşımı kesildiğinde, o güne kadar işlemiş olan süre tamamen sıfırlanır ve zamanaşımı süresi baştan itibaren yeniden işlemeye başlar. Ancak bu uzama sonsuz değildir; kanun uyarınca kesilen zamanaşımı süresi, standart sürenin en fazla yarısı kadar uzayabilir. Bu doğrultuda, basit güveni kötüye kullanma gibi suçlarda 8 yıl olan standart zamanaşımı süresi, kesme nedenlerinin varlığı halinde en fazla 12 yıl uzatılmış zamanaşımı olarak uygulanabilir.

Yargıtay Kararları Işığında Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 16/09/2019 tarihli, 2017/23011 Esas ve 2019/8525 Karar sayılı ilamına konu olayda; sanığın katılanlardan motorlu taşıtlarının sigorta, bandrol ve vize işlemlerini yaptırmak amacıyla para aldığı ancak gerekli işlemleri yapmadığı iddia edilmiş, yerel mahkemece sanık hakkında üç ayrı katılana yönelik eylemleri sebebiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyet hükümleri kurulmuş, ancak Yargıtay yaptığı incelemede sanık ile katılanlar arasında Türk Ceza Kanunu’nun 155/2. maddesi kapsamında bir vekalet veya ücret (hizmet) ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle eylemin uzlaştırma kapsamında kalan basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu belirterek, suç vasfında hataya düşülmesi gerekçesiyle yerel mahkeme hükümlerinin bozulmasına ve sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkının saklı tutulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 08/03/2018 tarihli, 2017/32976 Esas ve 2018/1624 Karar sayılı ilamına konu olayda; avukat olan sanık hakkında iki ayrı icra dosyası kapsamında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması ve görevi kötüye kullanma suçlarından açılan kamu davasında, ilk icra dosyası yönünden verilen düşme hükümleri Yargıtayca onanmış; ikinci icra dosyası yönünden ise yerel mahkemece görevi kötüye kullanma suçundan beraat, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan ise mahkumiyet kararı verilmiş.

Ancak Yargıtay yaptığı incelemede, görevi kötüye kullanma suçu yönünden lehe olan beraat hükmü kurulmuş olsa da suç tarihinden itibaren zamanaşımının dolduğunu, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu yönünden ise hukuk mahkemesi dosyasının usulüne uygun bir durma kararı olmaksızın bekletici mesele yapılarak zamanaşımı süresinin hatalı uzatıldığını tespit ederek, yerel mahkemenin hükümlerini bozmuş ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu durumda sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine oybirliğiyle karar vermişlerdir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 25/06/2020 tarihli, 2020/3790 Esas ve 2020/6872 Karar sayılı ilamına konu olayda; yerel mahkemece gerekçeli kararda hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında suçun basit güveni kötüye kullanma olarak yazıldığı tespit edilmiş, Yargıtay ise sanığın eylemini Türk Ceza Kanunu’nun 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu olarak vasıflandırmış, ancak hükümden sonra 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddelerinde yapılan değişiklikler doğrultusunda uzlaştırma işlemlerinin yapılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle, sair hususları incelemeksizin yerel mahkeme hükmünün bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 26/06/2019 tarihli, 2017/10687 Esas ve 2019/7272 Karar sayılı ilamına konu olayda; katılanın mülkiyetindeki aracı aylık kira bedeli karşılığında iki yıllığına sanığa kiraladığı, sanığın ilk ödemeden sonra kira bedellerini yatırmadığı ve talep edilmesine rağmen aracı iade etmeyerek hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilmiş, yerel mahkemece sanığın mahkumiyetine hükmedilmiştir.

Ancak Yargıtay yaptığı incelemede, aracın kiralanmasının bir hizmet ilişkisine değil güven ilişkisine dayandığını, bu nedenle eylemin 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamına alınan ve Türk Ceza Kanunu’nun 155/1. maddesinde düzenlenen basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu gözetmeyerek suç vasfında hataya düşülmesi ve kabule göre de TCK’nın 155/2. maddesindeki bir yıllık hapis cezası alt sınırının altında olacak şekilde sanığa altı ay hapis cezası verilmesi gerekçeleriyle, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarını yerinde bularak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 11/12/2019 tarihli, 2017/29818 Esas ve 2019/14665 Karar sayılı ilamına konu olayda; katılanların şirketi ile sanık …’in firması arasında bir filmin dağıtım ve gösterimine ilişkin sözleşme imzalandığı, sözleşmede alacağın temliki yetkisi bulunmamasına rağmen sanık …’in diğer sanıkların yetkilisi olduğu faktoring şirketlerine milyonlarca liralık temlikler yaptığı, bu yolla sanıkların nitelikli dolandırıcılık ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlarını işledikleri iddia edilmiş, yerel mahkemece dört sanık hakkında beraat, sanık … hakkında ise mahkumiyet kararı verilmiştir.

Ancak Yargıtay yaptığı incelemede, beraat eden sanıklar yönünden uyuşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde kalması ve suçun yasal unsurlarının oluşmaması gerekçesiyle verilen beraat hükümlerini onamış, mahkumiyet alan sanık … yönünden ise hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun uyarınca Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemlerinin yapılması zorunluluğu nedeniyle, diğer yönleri incelemeksizin yerel mahkeme hükmünün bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Tazminat Davası

Ceza davası failin cezalandırılması amacını taşırken, suçtan doğan maddi zararın telafi edilmesi için hukuk mahkemelerinde tazminat davası açılması gerekmektedir. Bu dava işçi-işveren ilişkisi mevcutsa İş Mahkemesinde; ticari bir vekalet veya serbest meslek ilişkisi varsa Asliye Hukuk ya da Asliye Ticaret Mahkemesinde haksız fiil sorumluluğuna dayanılarak açılabilmektedir. Ceza mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı ve bu kararda kesinleşen maddi vakıalar hukuk hakiminin takdir edeceği hükme de etki edebileceğinden dolayı ceza davasının seyri tazminat davasının başarısını etkileyebilmektedir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Ceza Avukatı

Bu suç tipi ticari defterler, kamera kayıtları, banka hesap hareketleri ve kurumsal yazışmalar gibi teknik deliller barındırdığından, sürecin deneyimli bir ceza avukatı ile takibi tarafların hak kayıplarını engellemektedir. Mağdur vekili olan avukat, eksik çıkan kasa mizanlarını ve dijital verileri ceza usulüne uygun şekilde dosyaya sunup bilirkişi raporlarındaki eksiklikleri denetleyerek şirketin gerçek zararını ortaya koyarak hukuki anlamda hak kayıplarının önlenmesine etki edebildiği unutulmamalıdır.

Ceza Hukuku hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz…

Sıkça Sorulan Sorular

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu, bir kimsenin aralarındaki hizmet, meslek, sanat veya ticaret ilişkisi gereği kendisine güvenilerek teslim edilen bir malı veya parayı, teslim ediliş amacının dışında kendi yararına sahiplenmesi, satması, harcaması veya iade etmeyi reddetmesiyle oluşan nitelikli bir malvarlığı suçudur.

Şirket Çalışanı Tarafından Para Alınması Halinde Suç Oluşur Mu?

Evet, suç oluşur. Şirket çalışanına görevi gereği resmen teslim edilen paranın, şirket bilgisi ve rızası dışında uhdeye geçirilmesi veya şahsi amaçlarla kullanılması, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği için doğrudan bu suçun nitelikli halini meydana getirir.

İşverenin Parasının İzinsiz Kullanılması Suç Sayılır Mı?

İşverenin parasının daha sonra yerine koymak amacıyla dahi olsa izinsiz olarak kullanılması suç teşkil eder. Ceza hukukunda paranın harcandığı veya sistem dışına çıkarıldığı an suç tamamlanmış sayılır; paranın sonradan geri getirilmesi suçu ortadan kaldırmaz, yalnızca etkin pişmanlık kapsamında ceza indirimi sebebi olarak değerlendirilir.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Hangi Cezalar Uygulanır?

Bu suçun işlenmesi halinde fail hakkında bir yıldan yeyi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası uygulanır.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Şikayete Tabi Midir? 

Hayır, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi değildir. Suçun basit hali şikayete bağlıyken, hizmet ilişkisiyle işlenen bu nitelikli hali kamu davası niteliğindedir. Adli makamlarca öğrenildiğinde resen soruşturulur ve mağdur şikayetten vazgeçse dahi dava düşmez, yargılamaya devam edilir

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Uzlaşma Uygulanabilir Mi?

Hayır, bu suç tipinde uzlaşma hükümleri uygulanamaz. Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, şikayete tabi olmayan ve kanunda özel olarak uzlaşma kapsamında olduğu belirtilmeyen suçlar uzlaştırma bürosuna gönderilemez. Tarafların kendi aralarında uzlaşması davanın yürütülmesine engel teşkil etmemektedir.

Şirket Çalışanı Hakkında Dava Açılması Mümkün Müdür?

İşverenin veya şirket yetkililerinin Cumhuriyet Başsavcılığına ya da kolluk birimlerine suç duyurusunda bulunmasının ardından savcılıkça yürütülen soruşturmada yeterli şüphe ve somut delil elde edilirse, hazırlanan iddianamenin mahkemece kabulüyle çalışan hakkında kamu davası açılır.

Banka Kayıtları Ve Kamera Görüntüleri Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Evet, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş banka hesap hareketleri, dekontlar, iş yeri güvenlik kamerası görüntüleri ve taraflar arasındaki yazışmalar bu suçun ispatında en güçlü delillerdendir. Bu veriler yardımıyla paranın transfer edildiği an ve failin sahiplenme iradesi kesin olarak ortaya konur.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Davası Hangi Mahkemede Görülür?

Bu suç için açılan kamu davalarında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Coğrafi bakımdan yetkili mahkeme ise genel kural uyarınca hukuka aykırı tasarrufun yapıldığı, yani suçun işlendiği yer mahkemesidir. Ancak eylem bir banka personeli tarafından banka kaynaklarına karşı işlenirse dava Ağır Ceza Mahkemesinde görülür.

Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Bu suçta asli dava zamanaşımı süresi, fiilin işlendiği (tasarrufun yapıldığı) tarihten itibaren 8 yıldır.İfade alımı, yakalama kararı veya iddianame düzenlenmesi gibi zamanaşımını kesen adli işlemlerin varlığı halinde ise bu süre en fazla yarısı kadar uzayarak toplamda 12 yıl olabilmektedir.