İşletmesel Nedenle İş Akdinin Feshi

İçindekiler

isletmesel-nedenle-is-akdinin-feshi

İŞLETMESEL NEDENLE İŞ AKDİNİN FESHİ (2026)

İşletmesel nedenle iş akdinin feshi, işverenin işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmek, ekonomik dengeyi koruyabilmek veya organizasyon yapısında zorunlu değişiklikler yapabilmek amacıyla aldığı yönetimsel kararların iş sözleşmesine yansıması olarak iş hukukunda önemli bir yer tutar. Özellikle ekonomik daralma, iş hacminde azalma, yeniden yapılanma, teknolojik dönüşüm ya da bazı birimlerin kapatılması gibi durumlarda işverenler bu yola başvurabilmektedir. Ancak bu fesih türünün hukuken geçerli kabul edilebilmesi için işletmesel kararın gerçek bir ihtiyaca dayanması, keyfi olmaması ve işçinin iş güvencesi hükümleri gözetilerek uygulanması gerekir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebeplerle iş sözleşmesinin süreli feshi, geçerli bir nedene dayandırılmaktadır. Bu kapsamda, işletme dışı (ekonomik kriz, sürüm düşüklüğü, talep azalması) veya işletme içi (yeni teknoloji uygulanması, işyerinin daraltılması, çalışma yöntemlerinin değiştirilmesi) faktörlerin işgücü fazlalığına sebebiyet verdiği durumlarda, feshin son çare olması ilkesine riayet edilerek akdin sonlandırılması gerekir. Bu nedenle işletmesel sebeplerle yapılan fesihler, uygulamada sıkça uyuşmazlık konusu olmaktadır. Bu yazıda işletmesel nedenle iş akdinin feshi kavramı, hangi şartlarda geçerli sayılacağı ve işçinin bu süreçte sahip olduğu haklar ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

İşletmesel Nedenle İş Akdinin Feshi Nedir?

İşletmesel nedenle iş akdinin feshi, işverenin işletmenin faaliyetlerini daha verimli sürdürebilmek, mali yapısını koruyabilmek veya organizasyon yapısında zorunlu değişiklikler yapabilmek amacıyla aldığı kararlar sonucunda iş sözleşmesini sona erdirmesidir. Bu fesih türünde temel unsur, işçinin davranışından ya da performansından kaynaklanan bir nedenin bulunmaması; fesih kararının tamamen işletmenin ihtiyaçları ve işverenin yönetim hakkı kapsamında ortaya çıkmasıdır. Örneğin ekonomik daralma, iş hacminde azalma, bazı departmanların kapatılması, teknolojik yenilikler nedeniyle iş gücüne olan ihtiyacın azalması veya yeniden yapılanma süreçleri işletmesel nedenler arasında sayılabilir.

Bununla birlikte işverenin yalnızca işletmesel bir karar aldığını ileri sürmesi feshi otomatik olarak geçerli hale getirmez. İş hukukunda bu tür fesihlerin geçerli sayılabilmesi için işletmesel kararın gerçek bir ihtiyaca dayanması, tutarlı şekilde uygulanması ve fesih son çare (ultima ratio) ilkesi gözetilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Bu nedenle uygulamada mahkemeler, işletmesel nedenle yapılan fesihlerde işverenin kararının keyfi olup olmadığını, gerçekten istihdam fazlalığı doğurup doğurmadığını ve işçinin başka bir pozisyonda değerlendirilme imkânının bulunup bulunmadığını ayrıntılı şekilde incelemektedir.

İşveren Hangi Durumlarda İşletmesel Nedene Dayanarak Fesih Yapabilir?

İşveren, işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmek ve ekonomik dengesi ile organizasyon yapısını koruyabilmek amacıyla bazı durumlarda işletmesel nedenlere dayanarak iş sözleşmesini feshedebilir. Ancak bu tür fesihlerin hukuken geçerli sayılabilmesi için ortada işletmenin iş gücü ihtiyacını doğrudan etkileyen gerçek ve objektif bir nedenin bulunması gerekir. Uygulamada işletmesel nedenle fesih genellikle işletmenin ekonomik durumu, iş organizasyonunda yapılan değişiklikler veya üretim ve hizmet süreçlerinde meydana gelen dönüşümlerden kaynaklanmaktadır.

Örneğin ekonomik kriz, siparişlerin ciddi ölçüde azalması veya şirketin mali açıdan küçülme kararı alması durumunda iş gücü fazlası ortaya çıkabilir. Benzer şekilde işletmenin yeniden yapılandırılması, bazı departmanların kapatılması, şubelerin faaliyetlerinin sonlandırılması ya da belirli işlerin dış kaynak kullanımı yoluyla yürütülmesi de işletmesel fesih sebepleri arasında yer alabilir. Ayrıca teknolojik gelişmeler sonucunda otomasyon sistemlerine geçilmesi ve bu nedenle bazı pozisyonlara ihtiyaç kalmaması da işverenin işletmesel nedene dayalı fesih yapabileceği durumlar arasında değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte işverenin yalnızca işletmesel bir karar aldığını ileri sürmesi tek başına yeterli değildir. İş hukukunda kabul edilen ilkelere göre fesih kararı son çare olmalı, yani işçinin başka bir pozisyonda değerlendirilme imkânı varsa öncelikle bu seçeneklerin araştırılması gerekir. Ayrıca benzer durumda bulunan çalışanlar arasında keyfi bir seçim yapılmaması, işletmesel kararın tutarlı şekilde uygulanması ve fesih işleminin dürüstlük kuralına uygun olması da büyük önem taşımaktadır.

İşletme Dışı Nedenler

İşverenin doğrudan kontrolü dışında gelişen ancak işletmenin faaliyetlerini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Küresel veya yerel ölçekteki ekonomik krizler, ilgili sektördeki sürüm düşüklüğü, talep azalması, ham madde tedarikinde yaşanan süreklilik arz eden aksaklıklar ve enerji maliyetlerindeki aşırı artışlar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu dışsal faktörlerin işgücü fazlalığına yol açtığı ve feshin kaçınılmaz hale geldiği durumlar, geçerli fesih nedeni olarak kabul edilmektedir.

İşletme İçi Nedenler

İşverenin yönetim hakkı kapsamında, işyerinin organizasyon yapısında yaptığı değişiklikleri ifade eder. Yeni üretim teknolojilerinin devreye alınması (otomasyon vb.), iş metotlarının değiştirilmesi, birimlerin birleştirilmesi, rasyonelleşme tedbirleri veya verimlilik artırıcı yapısal reformlar bu grupta yer almaktadır. İşletme içi kararların fesihte dayanak teşkil edebilmesi için, söz konusu kararın tutarlı bir şekilde uygulanması ve fesihten başka bir alternatifin kalmadığının somut verilerle ortaya konulması gerekmektedir.

İşyerinde Küçülme Nedeniyle İşten Çıkarma Mümkün Müdür?

İşyerinde küçülme, işletmesel nedenle iş akdinin feshi kapsamında en sık karşılaşılan durumlardan biridir. Ekonomik daralma, üretim veya hizmet hacminde azalma, siparişlerin düşmesi veya şirketin mali açıdan yeniden yapılanma ihtiyacı, işverenin belirli pozisyonları ortadan kaldırmasını zorunlu kılabilir. Bu tür durumlarda işveren, iş gücü fazlasını önlemek ve işletmenin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla iş sözleşmesini feshedebilir.

Ancak işyerinde küçülmeye dayalı işten çıkarmalar, keyfi şekilde uygulanamaz. İşverenin fesih kararı gerçek bir ihtiyaca dayanmalı, işçiye başka uygun pozisyonlarda çalışma imkânı sunulup sunulmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca fesih sürecinde, işten çıkarılacak çalışanların seçiminde adil ve objektif kriterlerin kullanılması gereklidir. Örneğin kıdem, performans ve sosyal durum gibi faktörler, işçilerin işten çıkarılmasında eşitlik ilkesine uygun şekilde dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle işyerinde küçülme gerekçesiyle yapılan işten çıkarmalar hukuken mümkündür, ancak geçerli sayılabilmesi için işverenin kararının işletmesel bir zorunluluk temelinde olması ve işçilerin haklarının korunması ilkelerine riayet edilmesi şarttır. Mahkemeler, bu tür fesihlerde işverenin küçülme gerekçesini objektif olarak kanıtlayıp kanıtlamadığını titizlikle incelemektedir.

Ekonomik Kriz İşten Çıkarma İçin Geçerli Bir Sebep Midir?

Ekonomik kriz, doktrinde işletme dışı nedenler kapsamında mütalaa edilmekte olup; iş akdinin feshi için doğrudan ve kendiliğinden geçerli bir sebep teşkil etmemektedir. Bir ekonomik krizin fesih için geçerli bir dayanak oluşturabilmesi, söz konusu krizin işletmenin mali yapısı ve işgücü ihtiyacı üzerindeki somut etkilerinin ispatlanmasına bağlıdır.

Ekonomik kriz, işletmelerin mali dengelerini korumak ve faaliyetlerini sürdürebilmek açısından önemli bir zorluk oluşturur. İşverenler, siparişlerdeki azalma, gelir düşüşü veya nakit akışındaki sıkıntılar nedeniyle iş gücü ihtiyacında fazlalık oluştuğunu tespit edebilir. Bu gibi durumlarda ekonomik kriz, işletmesel nedenle iş akdinin feshi için geçerli bir sebep olarak değerlendirilebilir.

Ancak bu fesih türünde de bazı kurallara uyulması gerekir. İşverenin yalnızca ekonomik kriz olduğunu iddia etmesi yeterli değildir; kriz nedeniyle gerçekten işçi fazlası oluştuğu ve işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi için işten çıkarmanın zorunlu olduğu objektif olarak gösterilmelidir. Ayrıca işçinin başka pozisyonlarda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, fesih sürecinin adil ve eşitlikçi bir şekilde yürütülüp yürütülmediği de önemli kriterler arasında yer alır. Dolayısıyla ekonomik kriz, işletmesel fesih için geçerli bir neden olmakla birlikte, işverenin fesih kararını kanıtlaması ve işçinin haklarını gözetmesi zorunludur.

​​Ekonomik kriz gerekçesiyle yapılan fesihlerde, işverenin krizin etkilerini bertaraf etmek amacıyla aldığı diğer önlemlerin (kısa çalışma, esnek çalışma, fazla mesainin kaldırılması, eğitim izinleri vb.) yetersiz kaldığı ve feshin kaçınılmaz bir raddeye ulaştığı ispat edilmelidir. Dolayısıyla ekonomik kriz, ancak feshin son çare olması ilkesiyle birleştiği takdirde geçerli bir neden olarak hukuki geçerlilik kazanmaktadır.

Bölüm Kapatılması Halinde İş Sözleşmesi Feshedilebilir Mi?

Bir işletmenin belirli bir bölümünün, departmanının veya servisinin kapatılması, işverenin organizasyonel yapıyı yeniden düzenleme yetkisi kapsamında aldığı kesin bir işletmesel karar olarak kabul edilmektedir. Bu tür bir yapısal değişiklik durumunda iş sözleşmesinin feshi hukuken mümkündür; ancak feshin geçerliliği sıkı şekil ve esas şartlarına bağlanmıştır.

​Bölüm kapatılması neticesinde ortaya çıkan işgücü fazlalığının fese dayanak teşkil edebilmesi için, kapatma kararının fiilen uygulanmış olması ve bu birimde çalışan işçilerin görev tanımlarının tamamen ortadan kalkmış olması gerekmektedir. Kanun yolunda, kapatılan bölümdeki faaliyetlerin başka bir isim altında devam edip etmediği veya aynı işlerin taşeron marifetiyle yürütülüp yürütülmediği (muvazaa denetimi) incelenmektedir.

​Ayrıca, bölümü kapatılan işçinin, işletme bünyesindeki diğer departmanlarda münhal (boş) bir pozisyonda istihdam edilme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Eğer işçinin eğitimi, kıdemi ve yetkinlikleri çerçevesinde başka bir birimde değerlendirilmesi mümkünken bu yola başvurulmadan doğrudan fesih yoluna gidilmişse, yapılan fesih işlemi son çare olması ilkesine aykırılık teşkil edecek ve geçersiz sayılacaktır.

İşletmesel Fesihte Son Çare İlkesi Nedir?

İşletmesel nedenle iş akdinin feshi söz konusu olduğunda, işverenin fesih kararı alırken “son çare ilkesi”ni (ultima ratio), gözetmesi gerekir. Bu ilke, işten çıkarma kararının, işletme açısından gerçekten zorunlu ve kaçınılmaz olduğunda uygulanabileceğini ifade eder. Başka bir deyişle, işveren öncelikle işçinin farklı bir pozisyonda görevlendirilmesi, çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi veya işin başka yollarla yürütülmesi gibi alternatifleri değerlendirmek zorundadır.

 İşletmesel bir sebep ortaya çıktığında, işverenden öncelikle şu tedbirleri alması beklenmektedir:

  • ​Fazla çalışma uygulamasına son verilmesi,
  • ​Esnek çalışma modellerinin (kısa çalışma, kısmi süreli çalışma vb.) değerlendirilmesi,
  • ​İşçinin eğitimine veya yetkinliğine uygun başka bir pozisyona nakledilmesi,
  • ​Gerekli hallerde işçiye mesleki eğitim verilerek yeni bir birimde istihdamının sağlanması.

Son çare ilkesinin amacı, işçinin iş güvencesini korumak ve işten çıkarmanın sadece işletmenin hayati veya zorunlu ihtiyaçları çerçevesinde yapılmasını sağlamaktır. İşveren bu ilkeyi dikkate almadığında, fesih işlemi keyfi sayılabilir ve mahkemeler tarafından geçersiz bulunabilir.

İşveren Fesihten Önce Başka Bir Pozisyon Önermek Zorunda Mıdır?

İşverenin fesihten önce başka bir pozisyon önerme zorunluluğu, feshin son çare olması (ultima ratio) ilkesinin operasyonel bir gerekliliğidir. İşletmesel kararla işgücü fazlalığı oluştuğu durumlarda, işverenin işçiyi işletme bünyesinde tutma imkânı bulunup bulunmadığını araştırma ve bu doğrultuda hareket etme gözetme borcu mevcuttur.​ Hukuki denetimde, işverenin bu yükümlülüğü şu kriterler çerçevesinde tetkik edilmektedir:

  • ​Münhal Pozisyon Varlığı: Fesih tarihinde veya fese yakın bir süreçte, işçinin vasıflarına (eğitim, kıdem, tecrübe) uygun boş bir pozisyonun mevcudiyeti araştırılmaktadır.
  • ​Eğitimle Uyumluluk: İşçinin mevcut yetkinlikleri ile boş pozisyonun gereklilikleri örtüşüyorsa veya makul bir eğitim süreciyle işçi bu pozisyona uyum sağlayabilecekse, teklif yapılması zorunluluk arz etmektedir.
  • ​Teklifin Niteliği: İşverenin, işçiye mevcut şartlarından daha ağır veya düşük statülü bir pozisyon önermesi durumunda dahi, bu teklifi işçiye sunması ve kararı işçiye bırakması beklenmektedir. İşçinin bu teklifi reddetmesi halinde fesih “geçerli” bir zemine otururken, hiç teklif yapılmaması feshin “geçersizliği” sonucunu doğurabilmektedir.

İşletmesel Nedenle Fesihte İspat Yükümlülüğü Kime Aittir?

4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşletmesel nedenlerle gerçekleştirilen fesihlerde bu yükümlülük, salt bir beyanla sınırlı kalmayıp somut ve denetlenebilir verilerle desteklenmek zorundadır.​İşverenin ispat etmesi gereken temel hususlar şunlardır:

  • ​İşletmesel Kararın Varlığı: İşletmenin veya işyerinin gereklerinden kaynaklanan (ekonomik, teknolojik veya yapısal) kararın alındığına dair yönetim kurulu kararı, organizasyon şeması değişikliği veya mali raporlar gibi belgelerin ibrazı gerekmektedir.
  • ​Feshin Kaçınılmazlığı: Alınan işletmesel kararın, ilgili işçinin iş sözleşmesinin feshini zorunlu kıldığının (illiyet bağı) ortaya konulması esastır.
  • ​Son Çare İlkesine Uygunluk: İşverenin, fesih dışında işçiyi istihdam edebileceği başka bir imkânın bulunmadığını, münhal pozisyon araştırması yaptığını ve gerekirse teklif sunduğunu ispatlaması beklenmektedir.

​Öte yandan, işçi feshin başka bir nedene (örneğin sendikal faaliyet veya ayrımcılık) dayandığını iddia ediyorsa, bu iddiasını ispat yükümlülüğü işçiye geçmektedir. Ancak genel kural, feshin “geçerli” olduğunu ispat etme külfetinin her daim işveren üzerinde baki kalmasıdır.

İşten Çıkarılan İşçi İşe İade Davası Açabilir Mi?

İşletmesel nedenlerle iş akdi feshedilen işçinin, feshin geçersiz olduğu iddiasıyla işe iade davası açma hakkı mevcuttur. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. ve devamı maddelerinde düzenlenen iş güvencesi hükümlerinden yararlanma şartlarının kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.Bu kapsamda, davanın mesnedini oluşturacak temel şartlar şunlardır:

  • ​İşçi Sayısı: İşyerinde en az 30 (otuz) işçi çalıştırılıyor olması,
  • ​Kıdem Şartı: İşçinin ilgili işyerinde en az 6 (altı) aylık kıdeminin bulunması,
  • ​Belirsiz Süreli Sözleşme: İş sözleşmesinin belirsiz süreli olması,
  • ​İşveren Vekili Statüsü: İşçinin, işletmenin bütününü sevk ve idare eden veya işçi alma-çıkarma yetkisi bulunan bir işveren vekili konumunda olmaması.

​İşletmesel nedenle yapılan fesihte işçi; kararın keyfi olduğunu, feshin son çare olması ilkesine riayet edilmediğini veya işletmesel kararın fesihten sonra fiilen uygulanmadığını (örneğin aynı pozisyona kısa süre sonra yeni bir işçi alındığını) ileri sürerek fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 (bir) ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanamaması halinde ise, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 (iki) hafta içinde iş mahkemesinde dava ikame edilmektedir. Bu hususta detaylı bilgi edinmek isterseniz “İşe İade Davası Şartları ve Dava Açma Süresi” başlıklı makalemize göz atabilirsiniz.

İşletmesel Nedenle Fesihte İşe İade Davası

İşletmesel nedenlerle gerçekleştirilen fesihlere karşı açılan işe iade davalarında, mahkemelerce yapılan denetim “yerindelik denetimi” değil, hukuka uygunluk denetimi mahiyetindedir. Bu süreçte, işverenin işletmesel kararı alma konusundaki serbestisi saklı tutulmakla birlikte, bu kararın fesihte tutarlı bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı ve kararın objektif sınırları aşarak keyfiyet arz edip etmediği tetkik edilmektedir.

İşe iade davası ikame edildiğinde, yargı mercileri öncelikle işletmesel nedenin somut varlığını, ardından bu nedenin ilgili işçinin sözleşmesinin sona erdirilmesiyle olan illiyet bağını ve nihayetinde feshin kaçınılmaz bir son çare olup olmadığını incelemektedir. Eğer işveren, işletmesel kararın işgücü fazlalığına yol açtığını ve işçiyi başka bir pozisyonda değerlendirme imkânının bulunmadığını somut delillerle ispat edemezse, fesih geçersiz sayılarak işçinin işe iadesine, kararın kesinleşmesine kadar geçen süre için en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesine, işçinin işe başlatılmaması halinde ise iş güvencesi tazminatına hükmedilmektedir.

İşe İade Davası Açma Şartları

İş Kanunu, işe iade hakkını kullanabilecek işçiler için bazı yasal kriterler belirlemiştir. İşe iade davası açılabilmesi için aranan temel şartlar aşağıda sıralanmıştır.

1. Arabulucuya Başvurma Zorunluluğu (Dava Şartı)

7036 sayılı Kanun uyarınca, işe iade davası açılmadan önce arabuluculuk süreci zorunlu bir aşamadır. Bu zorunluluk, mahkemeye başvurabilmenin ön koşulu olarak düzenlenmiş olup dava şartı niteliğindedir. İşçi, fesih bildirimini aldığı tarihten itibaren en geç bir ay içinde arabuluculuğa başvurmalıdır, aksi hâlde dava açma hakkını kaybeder. Arabuluculuk sürecinde taraflar anlaşamazsa, düzenlenen son tutanağın tarihinden itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır. Eğer işçi bu süreçleri izlemeden doğrudan dava açarsa, mahkeme davayı usulden reddeder. 2 haftalık süre hak düşürücü süredir.

2. İş Kanunu veya Basın İş Kanunu’na Tabi Olmak

İşe davası açma hakkı, yalnızca İş Kanunu veya Basın İş Kanunu’na tabi olan çalışanlara tanınmıştır. İş sözleşmesi Borçlar Kanunu’na tabi olan esnaf yanında çalışanlar, Deniz İş Kanunu’na tabi çalışanlar veya kamu çalışanları, işe iade davası açma hakkına sahip değildir. İş Kanunu’na tabi olma şartı, iş güvencesine ilişkin hükümlerin yalnızca bu mevzuata bağlı işçiler için uygulanabileceği anlamına gelir.

3. İşyerinde Otuz veya Daha Fazla İşçi Çalıştırılması

İş Kanunu madde 18’e göre, işçinin çalıştığı işyerinde en az 30 işçi bulunması, işe iade davası açabilmesi için yasal zorunluluktur. İşverenin aynı iş kolunda birden fazla işyeri varsa, toplam işçi sayısı tüm işyerleri birlikte değerlendirilerek belirlenir. Grup şirketlerde işçinin aynı anda birden fazla işverene hizmet vermesi durumunda tüm şirketlerdeki toplam işçi sayısı dikkate alınır.

4. İş Sözleşmesinin Belirsiz Süreli Olması

İşe davasının açılabilmesi için işçinin belirsiz süreli bir iş sözleşmesine tabi olarak çalışması gereklidir. Belirli süreli iş sözleşmeleri, süre bitiminde kendiliğinden sona erdiği için iş güvencesi kapsamına girmez. Dolayısıyla belirli süreli sözleşmeyle çalışan işçiler işe iade davası açamazlar. Ancak belirli süreli sözleşmelerin objektif bir neden olmadan zincirleme şekilde yenilenmesi hâlinde sözleşme belirsiz süreli sayılır ve işçi işe iade davası açabilir.

5. İşçinin En Az 6 Aylık Kıdeminin Bulunması

İşçilerin işe iade davası açabilmeleri, başka bir ifadeyle iş güvencesi kapsamına girebilmeleri için en az 6 aylık kıdemlerinin bulunması gerekir. Bu süre, işçinin aynı işverenin birden fazla işyerlerinde çalıştığı sürelerin birleştirilmesiyle hesaplanır ve deneme süresi de kıdemden sayılır. Yargıtay uygulamalarına göre, aralıklı da olsa devam eden iş ilişkilerinde işçinin hizmet süreleri toplu olarak değerlendirilmelidir. Yer altı maden işçileri için ise 6 aylık kıdem şartı aranmaz.

6. İşçinin İşveren Vekili veya Yardımcısı Olmaması

İşveren adına hareket eden işveren vekilleri ve yardımcıları, işe iade davası açma hakkından yararlanamaz. İşyerinin tümünü sevk ve idare eden yönetici konumundaki kişiler, işçi alma veya çıkarma yetkisine sahip oldukları için iş güvencesi kapsamında değerlendirilmezler. Bu sebeple işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin veya işletmenin yönetiminde görev alan kişiler işe iade davası açma hakkına sahip değildir. Genel müdür, genel müdür yardımcısı gibi üst düzey yöneticiler işveren vekili sayıldığından işe iadea davası açamazlar.

7. Fesih Bildiriminin Geçerli Bir Sebebe Dayanmaması

İşe iade davasının açılabilmesi için iş sözleşmesinin geçerli bir sebep olmaksızın feshedilmiş olması gerekir. İş Kanunu’nun 18. maddesi, işverenin belirsiz süreli iş sözleşmesini feshederken işçinin performansından ya da hal ve hareketlerinden ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebep göstermek zorunda olduğunu düzenlemektedir. Yargıtay’a göre, işçinin performans yetersizliği veya davranışı nedeniyle fesih düşünülüyorsa işçi başka bir pozisyonda değerlendirilebilecekse son çare olarak fesih yoluna gidilmemelidir.

İş Sözleşmesinin Feshinin Son Çare Olması İlkesi Ne Demektir? İş Kanunu’nun 19. maddesine göre, iş sözleşmesinin feshi bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin açık ve kesin şekilde belirtilmesi gerekmektedir. İşveren, işçinin davranışı veya performansı ile ilgili nedenlerle fesih yapacaksa, işçinin savunmasını almadan fesih işlemini gerçekleştiremez.

İş hukukunun önemli ilkelerinden biri son çare ilkesi (ultima ratio)’dir. Bu ilkeye göre işveren, fesih dışında başka bir yöntemle uyuşmazlığı çözebilecekse fesih yoluna başvurmamalıdır. Fesih geçerli sebeplere dayansa bile işverenin işçiyi daha verimli olacağı bir pozisyonda değerlendirmesi gerekmekte olup doğrudan iş sözleşmesini feshetmemelidir. Yukarıdaki koşullara uyulmadan yapılan fesihler geçersiz sayılır ve işçi işe iade hakkını yargı yoluyla kullanabilir.

Mahkemeler İşletmesel Fesih Davalarında Nelere Bakar?

İşletmesel nedenlerle ikame edilen fesih davalarında mahkemeler, işverenin yönetim hakkı kapsamındaki kararlarının yerindeliğini denetlememekle birlikte, bu kararların fesihte geçerli bir neden teşkil edip etmediğini belirli kriterler ışığında tetkik etmektedir. Mahkeme süreci; öncelikle işletmesel kararın varlığının ispatı, bu kararın tutarlı bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı ve kararın işgücü fazlalığına yol açıp açmadığı (illiyet bağı) üzerinde yoğunlaşmaktadır. Mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyeti marifetiyle; işletmenin mali kayıtları, organizasyon şemaları ve personel hareketleri incelenerek, feshin gerçekten rasyonel bir gereklilikten mi kaynaklandığı yoksa keyfi bir uygulama mı olduğu tespit edilmektedir. Özellikle feshin son çare olması ilkesi kapsamında, işçinin başka bir birimde istihdam imkânının bulunup bulunmadığı ve işverenin bu konuda makul bir çaba sarf edip etmediği, davanın esasına etkili olan en temel denetim noktalarından birini oluşturmaktadır.

İşverenin Gerçekten Küçülmeye Gittiği Nasıl Anlaşılır?

İşverenin işletmesel kararının gerçekliği ve tutarlılığı, yargı organları tarafından somut veriler ve bilirkişi incelemeleri neticesinde tespit edilmektedir. Bir işletmenin gerçekten küçülmeye gidip gitmediğinin anlaşılmasında; işletmenin mali tabloları, organizasyon şemalarındaki yapısal değişiklikler, SGK işe giriş-çıkış kayıtları ve üretim kapasitesindeki değişimler temel veri kaynakları olarak kabul edilmektedir. Bilirkişi heyeti marifetiyle yapılan incelemelerde, fesih tarihinden önceki ve sonraki süreçte yeni işçi alımı yapılıp yapılmadığı, fazla mesai uygulamalarına devam edilip edilmediği ve kapatıldığı iddia edilen birimlerin faaliyetlerinin başka bir isim altında sürdürülüp sürdürülmediği denetlenmektedir. Eğer işletme bir yandan küçülme gerekçesiyle işçi çıkarırken diğer yandan aynı nitelikteki pozisyonlar için ilan açıyor veya mevcut personeline yoğun fazla mesai yaptırıyorsa, küçülme kararının gerçek olmadığı ve feshin geçerli bir nedene dayanmadığı kanaatine varılmaktadır.

Aynı Pozisyona Yeni İşçi Alınması Feshi Geçersiz Kılar Mı?

İşletmesel nedenlerle gerçekleştirilen feshin ardından, makul bir süre içerisinde aynı pozisyona veya fesihten etkilenen işçinin niteliklerine uygun benzer bir göreve yeni bir personelin istihdam edilmesi, kural olarak feshin geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Yargı denetiminde bu durum, işverenin başlangıçta ileri sürdüğü işgücü fazlalığı gerekçesinin gerçekliğine ve feshin tutarlılığına aykırılık teşkil eden en somut veri olarak kabul edilmektedir. Zira işletmesel kararın fesihte geçerli bir neden sayılabilmesi için, söz konusu kararın fiilen uygulanması ve bu uygulama neticesinde ilgili pozisyonun ortadan kalkması veya iş hacminin kalıcı olarak daralması iktiza etmektedir.

Eğer işveren, fesihten kısa bir süre sonra aynı iş tanımıyla yeni bir işçi alımı gerçekleştiriyorsa, bu durum işletmesel gerekliliğin mevcudiyetini ortadan kaldırmakta ve feshin keyfiyet arz ettiğine dair güçlü bir karine teşkil etmektedir. Dolayısıyla, yeni işçi alımı olgusu, feshin son çare olması ilkesinin ihlal edildiğinin ve feshin dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde icra edildiğinin kanıtı olarak telakki edilerek, işe iade davalarında feshin geçersizliğine hükmedilmesine sebebiyet vermektedir.

İşletmesel Nedenle Fesihte Kıdem Tazminatı Alınır Mı?

İş sözleşmesinin işletmesel nedenlerle işveren tarafından feshedilmesi, 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun halen yürürlükte olan 14. maddesi kapsamında, işçinin kıdem tazminatına hak kazanmasına sebebiyet veren hallerden biri olarak kabul edilmektedir. İşletmesel nedenlere dayalı fesih, kural olarak işçinin kusurundan bağımsız bir geçerli fesih türü olduğundan, ilgili işyerinde en az bir yıllık kıdemi bulunan işçiye, her tam yıl için giydirilmiş brüt ücreti üzerinden hesaplanacak kıdem tazminatının ödenmesi kanuni bir zorunluluktur.

Feshin işletme içi veya işletme dışı nedenlere dayanması, bu hakkın doğumunu etkilememekte; bilakis işçinin davranışlarından kaynaklanmayan bu tür sonlandırmalarda işçinin yıpranma payı ve sadakat borcunun karşılığı olan tazminatın tasfiyesi esası benimsenmektedir. Dolayısıyla, işverenin ekonomik kriz, bölüm kapatılması veya daralma gibi gerekçelerle akdi feshetmesi durumunda, kıdem tazminatı alacağının tam ve eksiksiz bir şekilde muhatabına tevdi edilmesi iktiza etmektedir.

İşletmesel Nedenle Fesihte İhbar Tazminatı Alınır Mı?

İş sözleşmesinin işletmesel nedenlerle feshi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesinde düzenlenen süreli fesih hükümleri kapsamında değerlendirilmektedir. İşletmesel nedenlerle fesih, işverenin işçiyi işten çıkarması için haklı bir gerekçe olsa da, bu durum ihbar yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yani işveren, işçiyi fesih tarihinden önce ihbar süresi kadar bilgilendirmek zorundadır. Eğer işçi işten derhal çıkarılırsa, ihbar tazminatı ödenir. Bu tazminat, işçinin kıdemine göre belirlenen ihbar süresine ait ücreti kapsar.

İşten Çıkarma Bildirimi Nasıl Yapılmalıdır?

İşletmesel nedenlerle gerçekleştirilecek fesih bildiriminin geçerliliği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenen sıkı şekil şartlarına riayet edilmesine bağlıdır. Kanuni düzenleme uyarınca, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve feshin dayandığı sebebin açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi emredici bir kuraldır. İşletmesel kararın mahiyeti (örneğin; “X departmanının kapatılması” veya “teknolojik otomasyona geçiş”) bildirim metninde somut verilerle izah edilmeli, muğlak ve genel ifadelerden kaçınılmalıdır.

Yazılı bildirim şartı, ispat hukuku açısından feshin geçerliliğinin ön koşulu olup, sözlü olarak iletilen veya sebep içermeyen bildirimler Mahkemeler tarafından doğrudan geçersizlik sebebi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, fesih bildiriminin işçiye imza karşılığında tevdi edilmesi veya işçinin imzadan imtina etmesi halinde durumun tutanak altına alınması, bildirim süresinin ve hak düşürücü sürelerin tespiti bakımından önem arz etmektedir.

İşletmesel Nedenle Fesihte İşçinin Diğer Hakları Nelerdir?

İş sözleşmesinin işletmesel nedenlerle feshedilmesi durumunda işçinin hakları, sadece kıdem ve ihbar tazminatı ile sınırlı kalmayıp, iş ilişkisinden doğan tüm muaccel alacakların tasfiyesini kapsamaktadır. Bu süreçte işçinin, çalışma süresi boyunca hak kazandığı ancak kullanmadığı yıllık ücretli izin parası, feshin gerçekleştiği tarihteki son ücreti üzerinden nakden ödenmek zorundadır. Ayrıca, fesihten önceki döneme ait ödenmemiş ücretler, fazla mesai alacakları, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil (UBGT) ücretleri de bu kapsamda tahakkuk ettirilerek işçiye ödenmelidir.

İşletmesel fesihte işçiye tanınması gereken en kritik haklardan biri de 4857 sayılı İş Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen yeni iş arama iznidir; işveren, bildirim süresi içinde işçiye günde iki saatten az olmamak üzere ücret kesintisi yapmaksızın bu izni vermekle yükümlüdür. Son olarak, feshin geçerli bir nedene dayanmadığının tespiti halinde açılacak işe iade davası neticesinde hükmedilebilecek olan boşta geçen süre ücreti ve iş güvencesi tazminatı da işçinin kanuni koruma altındaki potansiyel hakları arasında yer almaktadır. Konuya ilişkin olarak detaylı bilgi almak için İstanbul İş Hukuku Avukatı

Sıkça Sorulan Sorular

İşletmesel Nedenle İşten Çıkarıldım Ne Yapmalıyım?

İşletmesel nedenle iş akdi feshedilen işçi,feshin geçersiz olduğunu, son çare ilkesine uyulmadığını veya kararın keyfi olduğunu düşünüyorsanız; fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde arabulucuya başvurmanız yasal bir zorunluluktur. Bu süre hak düşürücü olup, kaçırılması halinde işe iade davası açma hakkı ortadan kalkar.

Ekonomik Nedenlerle İşten Çıkarma Yasal Mı?

Ekonomik nedenlerle işten çıkarma hukuken mümkündür ancak bu durum işverene sınırsız bir yetki vermez. İşverenin, ekonomik krizin veya işletmedeki mali daralmanın işgücü fazlalığına yol açtığını ve feshin kaçınılmaz olduğunu somut verilerle ispat etmesi gerekir. Geçici mali dalgalanmalar veya ispatlanamayan genel kriz söylemleri tek başına geçerli fesih nedeni sayılmaz.

İşletmesel Fesihte Arabuluculuk Zorunlu Mu?

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca, işletmesel nedenlere dayalı feshin geçersizliği iddiasıyla açılacak olan işe iade davalarında arabuluculuğa başvuru dava şartıdır. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava ikame edilebilir.

İşletmesel Nedenle İşten Çıkarılan İşçi Tazminat Alabilir Mi?

İşletmesel nedenlerle yapılan fesihler işçinin kusuruna dayanmadığı için, işyerinde en az 1 yıllık kıdemi olan işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Ayrıca, işveren yasal ihbar sürelerine uymadan akdi derhal sonlandırmışsa ihbar tazminatını da ödemekle yükümlüdür. Bunlara ek olarak, kullanılmamış yıllık izin ücretleri ve diğer muaccel işçilik alacakları da işçiye ödenmelidir.

İşveren İşten Çıkarmadan Önce Başka İş Önermek Zorunda Mı?

Feshin Son Çare Olması ilkesi uyarınca işveren, işçiyi işten çıkarmadan önce işletme bünyesinde onun vasıflarına uygun boş bir pozisyon olup olmadığını araştırmak zorundadır. Eğer işçinin eğitimi ve tecrübesine uygun münhal bir kadro varsa, işverenin bu pozisyonu işçiye teklif etmeden yaptığı fesih işlemi yargı mercileri tarafından geçersiz kabul edilmektedir.

İşletmesel Fesihte Son Çare İlkesi Ne Demek?

Son çare ilkesi (ultima ratio), feshin ancak başka hiçbir çözüm yolunun kalmadığı durumlarda uygulanabileceğini ifade eder. İşveren; fazla mesaileri kaldırmak, esnek çalışma modellerine geçmek veya işçiyi başka birime nakletmek gibi yöntemlerle istihdamı sürdüremiyorsa fesih yoluna başvurabilir. Bu ilke, iş güvencesinin en temel denetim mekanizmasıdır.

İşletmesel Fesihte İşe İade Davası Ne Kadar Sürer?

Kanunda bu davaların ivedilikle sonuçlandırılması öngörülmüş olsa da uygulamada mahkemelerin iş yükü, bilirkişi incelemeleri ve tebligat süreçleri nedeniyle işe iade davaları yerel mahkeme aşamasında ortalama 8 ila 14 ay arasında sürebilmektedir. Kararın istinaf aşamasına taşınması durumunda bu süre uzayabilmektedir.

Şirket Zarar Ediyorsa İşçi Çıkardığında İşçinin Dava Açma Açma Hakkı Var Mı? 

Şirketin zarar etmesi işçinin dava açma hakkını ortadan kaldırmaz. Mahkeme, şirketin gerçekten zarar edip etmediğini, bu zararın işçi çıkarmayı zorunlu kılıp kılmadığını ve zarar gerekçesiyle işçi çıkarılırken objektif kriterlere uyulup uyulmadığını inceler. Zarar eden bir şirketin aynı dönemde yeni işçi alması veya fuzuli harcamalar yapması, yapılan feshin geçersiz sayılmasına neden olabilir.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız paylaşmanızı rica ederiz.