BORÇ VERDİĞİM KİŞİ BORCUNU ÖDEMİYOR

BORÇ VERDİĞİM KİŞİ BORCUNU ÖDEMİYOR (2026)

Borç verdiğim kişi borcunu ödemiyor, ne yapmalıyım? sorusu ile gündelik hayatta sıkça karşılaşılmakla birlikte somut adımların ne olacağı konusunda belirsizlik yaşanmaktadır. Yaşanan belirsizlik dolayısıyla atılması gereken adımların ne olacağı sorusu büyük önem teşkil etmektedir. Bu soruya ilişkin düzenlemeler Borçlar Hukukunun temelini teşkil etmekle birlikte Türkiye’de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında ele alınmıştır. İşbu kapsamda borcun nasıl tahsil edileceği ve yapılması gerekenler hususu açıklanacaktır.

Borç Verme ve Geri Ödeme İlişkisi Nedir?

Türk hukukunda, bir kişiye belli bir miktar para vermek ve ileride geri almayı beklemek, ödünç (karz) sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda tüketim ödüncü olarak düzenlenen bu ilişki, borç verenin bir miktar parayı borçluya teslim etmesi ve borçlunun da kararlaştırılan zamanda geri ödeme taahhüdünde bulunması şeklinde tanımlanır. Bu tür bir borç ilişkisinde, borcun varlığını ispat etme yükümlülüğü alacaklıya (yani borç verene) ait olmaktadır. Daha açık bir ifadeyle borcu, alacaklı konumundaki kişi ispatlamalıdır. Bu konuya ilerleyen başlıklarda değinilecektir.

Hukuken Borç İlişkisi Nasıl Doğar?

Borç ilişkisi, hukuki anlamda, borçlar hukukunun temel kavramlarından biri olup, bir tarafın (borçlu) belirli bir edimi ifa etmekle yükümlü olduğu, diğer tarafın (alacaklı) ise bu edimin ifasını talep hakkına sahip bulunduğu özel hukuk ilişkisi olarak tanımlanır. Borç ilişkisi dört farklı yolla doğabilmektedir:

  1. Sözleşmeden Doğan Borç İlişkisi:
    Tarafların serbest iradeleriyle, hukuka ve ahlaka aykırı teşkil etmemesi kaydıyla yaptıkları sözleşmelerden doğan borç ilişkileridir. Bu tür ilişkiler, Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi gereğince, tarafların irade beyanlarının karşılıklı ve birbirine uygun olmasıyla kurulur.
  2. Haksız Fiilden Doğan Borç İlişkisi:
    Hukuka aykırı bir fiil sonucu başkasına zarar veren kişi, bu zararı tazmin etmekle yükümlü olur. Bu tür borç ilişkisi, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
  3. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkisi:
    Hukuki bir sebep olmaksızın bir kimsenin malvarlığında meydana gelen artışın, diğer bir kimsenin malvarlığında eksilmeye yol açması halinde ortaya çıkar. Bu durumda zenginleşen, yoksullaşan kişiye karşı iade borcu altına girer. Bu durum Türk Borçlar Kanunu’nun 77. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
  4. İdari veya Kanuni Düzenlemelerden Kaynaklanan Borç İlişkileri:
    Kanundan doğan borç ilişkileri, tarafların iradesine gerek olmaksızın, doğrudan kanun hükümleri gereğince ortaya çıkar. Örneğin aile hukukundan, miras hukukundan veya sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan borçlar bu kapsamdadır.

Yazılı ve Sözlü Borç Verme Arasındaki Farklar

Yazılı ve sözlü olarak borç ilişkisinde birçok temel farklılık bulunmaktadır. İşbu farklar kimi bağlamda değişiklikler oluşturmaktadır. Buna göre:

Kriter Yazılı Borç Verme Sözlü Borç Verme
İspat Kolaylığı Yazılı belge bulunduğundan ispatı kolaydır. Tanıkla ispat sınırlıdır; ispat güçlüğü yaşanabilir.
Geçerlilik Şartı Kanunen yazılı şekil şartı aranmadıkça geçerlidir. Hukuken geçerlidir; ancak ispat açısından sorun doğurabilir.
Delil Niteliği Yazılı belgeler, kesin delil niteliği taşır. Sadece belirli koşullarda tanıkla ispat mümkündür.
Tarafların Korunması Taraflar, borcun varlığı ve koşulları konusunda daha iyi korunur. Taraflar arasında uyuşmazlık çıkma olasılığı daha fazladır.
Resmiyet ve Güvenilirlik Daha resmi ve güvenilir kabul edilir. Resmiyet düzeyi düşüktür; güvenilirlik yorumlara açıktır.
Zamanaşımı İtirazı Durumu Yazılı belgeyle borcun ikrarı mümkündür, süre kesilebilir. Borcun varlığı daha zor ispat edileceği için zamanaşımı daha etkili olabilir.
Düzenleme Masrafı ve Zamanı Belge düzenleme masrafı olabilir; daha fazla zaman alır. Masraf ve formalite yoktur; hızlıca gerçekleştirilebilir.

Borç ikrarı, Senet ve Sözleşmenin Önemi

Yukarıda belirtilen tablodan da anlaşılabileceği üzere verilen borcun yazılı bir şekle uygun olarak verilmesi kanıtlanabilirliği açısından büyük bir öneme haiz olmaktadır. Senet ve tarafların imzasının bulunacağı bir borç sözleşmesi herkes için bağlayıcı nitelik teşkil etmekte; yapılan borç aktinin kanıtlanabilirliğini kolaylaştırmaktadır. Şayet yazılı bir aktin bulunmaması durumlarında da borçlu ve alacaklı konumunda bulunan kimselerin borcun cinsini ve niteliğini belirtmesi yani ikrar etmesi ile de borcun bulunduğu kabul edilmektedir.

Borç Verdiğim Kişi Ödemiyorsa Ne Yapabilirim?

Borç verdiğim kişi ibaresiyle açıklanmak istenen alacaklı konumunda olunduğudur. Bu durumda sözleşmenin yazılı ya da sözlü oluşmasına ilişkin farklı yollar izlenmektedir. İlk olarak belirtmek gerekir ki beyaz üzerine siyah dökülmediyse yani işbu borç sözleşmesi yazılı nitelikte değilse, borçlu konumundaki kişi borcunu ikrar yani kabul etmelidir. Burada tanıkların yeterli olup olamayacağı konusunda yapılacaklar oldukça sınırlı olmakta; bunun içinde yazılı olması sözleşmenin kanıtlanabilirliği açısından önem teşkil etmektedir. Böyle bir durumda öncelikle yapılması gerekenler şu şekildedir:

1. Borç İlişkisinin Belgelenmesi:
Ödeme yapılmaması durumunda, öncelikle borç ilişkisinin varlığının ve koşullarının yazılı bir belgeyle (senet, sözleşme, banka dekontu, yazışmalar vb.) ispat edilebilir nitelikte olup olmadığı tespit edilmelidir. Yazılı bir belgenin bulunması, hukuki süreçlerin sağlıklı işlemesi açısından önem arz etmektedir.

2. İhtarname Gönderilmesi:
Ödeme yapılmadığında, borçlu tarafa noter aracılığıyla resmi bir ihtarname gönderilmesi yoluna gidilebilir. Bu işlemle birlikte borçluya borcun hatırlatılması ve belirli bir süre içerisinde ödeme yapmasının talep edilmesi sağlanmaktadır. İhtarname, ileride açılabilecek davalarda delil olarak kullanılabilmektedir.

3. Arabuluculuk Süreci:
Ticari ilişkiler veya belli tutarın üzerindeki alacaklarda, dava açılmadan önce arabuluculuk başvurusunda bulunulması yasal bir zorunluluk olabilmektedir. Bu süreçte tarafların uzlaşması hedeflenmektedir. Arabuluculuk başvurusu ilgili adliyelerde bulunan Arabuluculuk Büroları üzerinden yapılabilmektedir.

4. İcra Takibi Başlatılması:
Borç halen ödenmemişse, alacaklı tarafından icra takibi başlatılabilmektedir. Bu işlem, alacaklının İcra Müdürlüğü’ne başvurmasıyla gerçekleşir. Belgeye dayalı takip yapılması durumunda, borçluya ödeme emri gönderilmekte; itiraz edilmemesi halinde tahsil süreci başlatılmaktadır.

5. Dava Yoluna Gidilmesi:
İcra takibine itiraz edilmesi ya da borcun içeriğine ilişkin ihtilaf bulunması halinde alacak davası açılması gerekebilir. Bu durumda görevli mahkemeye başvuru yapılarak borcun yasal yollarla tahsili talep edilmektedir.

İhtarname Göndermek Gerekli mi?

İhtarname göndermek yasal olarak zorunlu değildir, ancak birçok durumda faydalıdır. Borçlunun ödeme yapmaması durumunda, ihtarnameyle borcun hatırlatılması ve belirli bir süre içinde ödenmesinin talep edilmesi sağlanır. Bu işlem noter aracılığıyla yapılırsa resmi bir delil niteliği taşır.

Borç ilişkisi yazılı bir belgeye dayanmıyorsa veya ödeme tarihi net olarak belirtilmemişse, ihtarname gönderilmesi borçlunun temerrüde düşmesi (gecikme sorumluluğu) açısından önemlidir. Temerrüde düşen borçludan faiz talep edilebilir ve dava ya da icra gibi işlemlere geçmek kolaylaşır.

Ancak, borcun vadesi açıkça belirlenmişse ve bu süre geçmişse, borçlu zaten temerrüde düşmüş sayılır. Böyle durumlarda doğrudan icra takibi başlatılabilir ve ihtarname göndermek şart değildir.

Arabuluculuk süreci nasıl işler?

Borç-alacak uyuşmazlıklarında arabuluculuk, dava açmadan önce tarafların anlaşarak sorunu çözmesini amaçlayan bir süreçtir. Ticari alacaklarda ve bazı parasal konularda arabulucuya başvuru zorunludur. Başvuru adliyedeki Arabuluculuk Bürosu’na yapılır ve sistem üzerinden bir arabulucu atanır.

Arabulucu, tarafları görüşmeye davet eder. Görüşmeler gizlidir ve genellikle 3 hafta içinde tamamlanır. Anlaşma sağlanırsa, bu durum yazılı bir anlaşma belgesine dökülür ve mahkeme kararı niteliği taşır. Anlaşma sağlanamazsa, bu durum tutanakla belgelenir ve dava açılabilir.

Elimde Delil Varsa Ne Yapmalıyım?

Borç verdiğim kişi borcunu ödemiyor ise yapılacak ilk ve en önemli işlem şüphesiz ki borç ilişkisini delillendirici belgeleri korumak olacaktır. İşbu belgelerin alacaklının elinde bulunması durumunda da çok büyük bir avantaj elde edilmiş olacaktır.

İlk olarak, borçlu kişiye noter aracılığıyla ihtarname göndererek ödeme talebinde bulunabilir. Bu adım, ileride başlatılacak icra veya dava süreci için resmi bir delil oluşturacaktır. İlgili delil yazılı ve açık şekilde borcu ispat ediyorsa, doğrudan icra takibi başlatılabilmekte, icra takibine borçlu 7 gün içinde itiraz etmezse, borç kesinleşir ve haciz süreci başlayabilir. Eğer borçlu itiraz eder ya da delillerin yoruma açık olduğunu düşünülürse alacaklı, dava açarak alacağını talep edebilmektedir. 

Senet veya Yazılı Belgeyle Alacak Tahsili Nasıl Yapılır?

Alacağın yazılı bir belgeye, özellikle de senet (bono) gibi kambiyo senetlerine dayanması durumunda, alacak tahsil süreci hukuken daha güçlü ve hızlı bir şekilde işletilebilmektedir. Bu tür belgeler, ispat yükünün karşı tarafa geçmesini sağladığı için uygulamada etkili delil niteliği taşımaktadır.

1. İcra Takibi Başlatılması ile belgeye dayalı bir alacak söz konusu olduğunda, ilgili İcra Müdürlüğü nezdinde ilamsız icra takibi ya da senet söz konusuysa kambiyo senetlerine özgü takip yoluna başvurulabilir. Bu işlem, bir takip talebi düzenlenerek başlatılmaktadır.

2. Ödeme Emri Gönderilmesinde takibin başlatılmasının ardından, borçlu tarafa ödeme emri tebliğ edilmektedir. Bu tebliğ ile birlikte borçluya, borcu ödemesi ya da itirazda bulunması için yasal süre tanınmaktadır. İlamsız takipte bu süre 7 gündür.

3. İtiraz Edilmemesi Halinde borçlu tarafından süresi içinde itirazda bulunulmazsa, borç kesinleşmiş sayılır ve alacaklının talebi üzerine haciz işlemlerine geçilebilmektedir. Bu aşamada borçlunun maaşına, banka hesaplarına ya da taşınır/taşınmaz mallarına haciz konulması mümkündür.

4. İtiraz Edilmesi Halinde ise borçlu, ödeme emrine süresi içinde itiraz ederse, takip durdurulmakta ve alacaklının itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali davası açması gerekmektedir. Bu davada, alacaklı tarafça yazılı belgeler mahkemeye sunularak alacağın varlığı ispatlanmak zorundadır.

Banka Havalesi ile Verilen Borçların İspatı Mümkün mü?

Banka havalesi yoluyla yapılan para transferleri, belgelenebilir işlemler olduğu için borç ilişkilerinin ispatında kullanılabilmektedir. Havalenin açıklama kısmında borç verildiğine dair bir ifade bulunması durumunda, ispat kolaylaştırılmaktadır.

Ancak açıklama yerinde borç ilişkisine dair bir bilgi yer almamışsa, gönderilen paranın hibe mi yoksa borç mu olduğu hususunda tereddüt oluşabilmektedir. Bu durumda, tanık beyanlarına ve diğer yazılı delillere başvurulması gerekebilmektedir.

Alacak Davası ve İcra Takibi Seçenekleri Nelerdir?

Borç verdiğim kişi borcunu ödemiyorsa başvurulması gereken iki farklı hukuki yol bulunmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki bu yollar keskin bir şekilde ayrılmamakta icra takibi ile alınması mümkün olan alacağın alacak davası ile de alınması mümkün olmaktadır.

1. İcra Takibi: Alacak, yazılı belgeye dayalıysa (senet, sözleşme, fatura vb.), ilamsız icra takibi başlatılabilir. Bu yöntemde İcra Müdürlüğü’ne başvuru yapılarak borçluya ödeme emri gönderilir. Borçlu itiraz etmezse, alacak tahsil edilir. İtiraz halinde, itirazın kaldırılması davası açılması gerekmektedir.

2. Alacak Davası:Borç ilişkisinin yazılı belgeye dayanmaması veya itiraz edilmesi durumunda, alacak davası açılabilir. Mahkeme sürecinde taraflar delillerini sunar ve karar verilir. Bu yöntem genellikle icra takibine göre daha uzun sürmektedir.

3. Kombine Yöntem: Bazı durumlarda önce icra takibi başlatılır, borçlu itiraz ederse dava süreci başlatılır.

Elimde Hiçbir Delil Yoksa Ne Olur?

Borç verdiğim kişi borcunu ödemiyor ve elimde hiçbir şekilde delilde bulunmuyorsa ne yapabilirim? Bu soru beraberinde çok ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Somut delil bulunmaması halinde, alacağın ispatı güçlükle mümkün olmaktadır. Yazılı belge, senet veya banka kaydı gibi kesin delillerin yokluğunda, alacak talebi yalnızca tanık beyanları veya dolaylı delillerle desteklenmeye çalışılmaktadır. Ancak bu delillerin yeterli kabul edilip edilmeyeceği yargı merciinin takdirindedir.

Delil eksikliği nedeniyle, ilamsız icra takibi başlatılması genellikle mümkün olmamakta, borcun tahsili için dava açılması durumunda da ispat yükü alacaklı üzerinde kalmaktadır. Mahkemece alacağın ispat edilmemesi halinde talep reddedilebilmektedir.Bu sebeple, borç ilişkilerinde delil oluşturulması ve korunması hukuki sürecin sağlıklı işlemesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Tanıkla ispat mümkün mü?

Borç-alacak ilişkilerinde yazılı delil bulunmadığında, alacağın ispatı tanık beyanları aracılığıyla yapılabilmektedir. Tanıkların mahkemede verdikleri ifadeler, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığını destekleyici delil olarak değerlendirilmektedir.

Ancak, tanık beyanlarının ispat gücü yazılı delillere göre daha zayıf olup, mahkemenin takdirine bağlı olarak farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca, tanıkların güvenilirliği ve ifadelerinin tutarlılığı da karar üzerinde etkili olmaktadır.

Borç inkâr edilirse ne yapılabilir?

Borçlu tarafından borcun varlığı inkâr edildiğinde, ispat yükü alacaklı üzerinde kalmaktadır. Bu durumda, borç ilişkisinin yazılı belge, banka kaydı, senet, fatura veya taraflar arasındaki yazışmalar gibi delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Delil mevcutsa, icra takibi başlatılarak veya doğrudan alacak davası açılarak tahsil sürecine gidilebilmektedir. İcra takibine itiraz edilmesi hâlinde, itirazın iptali ya da itirazın kaldırılması davası yoluna başvurulması mümkündür. Delil yoksa, borcun ispatı tanık beyanları ve diğer dolaylı delillerle sağlanmaya çalışılmakta; ancak bu tür ispat araçlarının kabulü mahkemenin takdirindedir.

Yazılı delil başlangıcının önemi nedir?

Hukuk yargılamasında, belli bir miktarı aşan alacaklarda tam ispat için kural olarak kesin yazılı delil aranmakta; bu delil bulunmadığında ise, yazılı delil başlangıcı büyük önem taşımaktadır.

Yazılı delil başlangıcı; borç ilişkisinin varlığına dair taraflardan birinin elinden çıkmış, imzası veya onayı bulunan ve borcun varlığını kuvvetle muhtemel kılan belge olarak tanımlanmaktadır. Bu belge, tek başına ispat için yeterli olmasa da, tanık dinlenmesine ve diğer delillerin değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

Yazılı delil başlangıcı bulunması hâlinde, tanık beyanları ve diğer delillerle birlikte borç ilişkisi tam olarak ispat edilebilir duruma getirilebilmektedir. Bu nedenle, yazılı delil başlangıcı, delil yetersizliğinde kritik bir hukuki dayanak olarak kabul edilmektedir.

Borç İlişkisinde Faiz Talep Edilebilir mi?

Borç ilişkilerinde, alacaklı tarafından faiz talebinde bulunulması belirli koşullara bağlanmış olup, bu husus 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve ilgili özel hükümler çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Eğer borç bir para borcu niteliğindeyse ve taraflar arasında faize ilişkin açık bir anlaşma bulunuyorsa, bu durumda sözleşmeye bağlı faiz talep edilebilmektedir. Faiz oranı belirlenmemişse, kanuni faiz oranı uygulanmaktadır. Ticari işler söz konusu olduğunda ise ticari faiz ve temerrüt faizi hükümleri devreye girmektedir.

Taraflar arasında herhangi bir faiz anlaşması mevcut değilse, borçlunun temerrüde düşürülmesi halinde, kanuni temerrüt faizi talep edilmesi mümkündür. Temerrüt hali, ya belirli bir vade ile ya da ihtarname yoluyla oluşturulabilmektedir. Vade tarihinin geçmesi veya borçlunun ihtarla temerrüde düşürülmesi durumunda, faiz talebinde bulunulması hukuken mümkün hâle gelmektedir.

Ancak, faiz talebinin ileri sürülebilmesi için, bu talebin açıkça ifade edilmesi ve yasal şartların gerçekleşmiş olması gerekmekte olduğu unutulmamalıdır. Faize ilişkin hükümler, sözleşme türüne, borcun niteliğine ve tarafların statüsüne göre farklılık arz edebilmektedir.

Yasal faiz ve temerrüt faizi farkı nedir?

Kriter Yasal Faiz Temerrüt Faizi
Tanım Kanunda belirlenen genel faiz oranıdır. Borç vadesinde ödenmediğinde, gecikmeye uygulanan faizdir.
Uygulama Şartı Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça uygulanır. Borçlunun temerrüde düşmesi gerekir.
Başlangıç Zamanı Anlaşma varsa sözleşme tarihinden itibaren işler. Vade tarihinden veya ihtar gönderildikten sonra başlar.
Faiz Oranı Her yıl Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca belirlenir. Ticari işlerde daha yüksek oranda uygulanabilir.
Hukuki Dayanak Türk Borçlar Kanunu madde 88 Türk Borçlar Kanunu madde 117

Faiz isteme hakkının doğduğu an ne zamandır?

Eğer taraflar arasında faiz ödeneceği kararlaştırılmışsa, faiz, borcun doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Taraflar arasında faiz konusunda bir anlaşma yoksa, faiz talep edilebilmesi için borçlunun temerrüde düşmesi, yani borcunu zamanında ödememesi gerekir. Bu durumda faiz isteme hakkı, vade tarihinin geçmesiyle veya borçluya yapılan ihtarın tebliğ edilmesiyle doğar.

Faiz oranı nasıl belirlenir?

Faiz oranı, borç ilişkisinin türüne ve taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre belirlenir. Taraflar faiz oranını serbestçe kararlaştırabilir. Ancak bir oran belirlenmemişse, kanuni (yasal) faiz oranı uygulanır.

Yasal faiz oranı, Türk Borçlar Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.

Ticari işler söz konusuysa ve taraflarca farklı bir oran kararlaştırılmamışsa, ticari temerrüt faizi uygulanır. Bu oran, Türk Ticaret Kanunu uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan referans faize göre belirlenir.

İcra Takibi Yoluyla Alacağın Tahsili

Bir alacağın borçlu tarafından rızayla ödenmemesi durumunda, İcra ve İflas Kanunu kapsamında icra takibi yoluna başvurularak yasal tahsil süreci başlatılabilmektedir.

İcra takibi, alacağın türüne ve elinizdeki belgeye göre farklı yollarla yapılabilir:

1. İlamsız İcra Takibinde Herhangi bir mahkeme kararı olmadan, yazılı bir belgeye dayalı ya da dayalı olmaksızın doğrudan İcra Müdürlüğü’ne başvurularak başlatılabilir. Bu takipte borçluya ödeme emri gönderilir. Borçlu 7 gün içinde borca itiraz etmezse, takip kesinleşir ve haciz işlemleri başlatılabilir. İtiraz edilirse, alacaklı tarafından itirazın iptali ya da itirazın kaldırılması davası açılması gerekir.

2. İlamlı İcra Takibi ise Alacak, mahkeme kararı (ilam) ile sabit hale getirilmişse, bu karar doğrudan icraya konabilir. Bu takip türünde borçlunun itiraz hakkı daha sınırlıdır.

İlamsız icra takibi nasıl başlatılır?

Borcun tahsili hususunda ilamsız icra takibinin başlatılması belli bir prosedüre bağlanmakla birlikte işbu prosedür uyarınca şu adımlar atılmalıdır:

  1. Yetkili İcra Dairesine Başvuru:
    Alacaklının yerleşim yeri veya borçlunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gidilerek başvuru yapılır.
  2. Takip Talebi Düzenlenir:
    Alacaklı veya vekili tarafından, borç miktarını, borçlunun kimlik ve adres bilgilerini içeren takip talebi hazırlanır.
  3. Ödeme Emri Gönderilir:
    Takip talebi kabul edildikten sonra, İcra Müdürlüğü tarafından borçluya ödeme emri tebliğ edilir. Borçlunun bu emre karşı 7 gün içinde borcu ödemesi veya itiraz etmesi gerekir.
  4. İtiraz Olmazsa Takip Kesinleşir:
    Borçlu süresi içinde itiraz etmezse takip kesinleşir ve alacaklının talebi üzerine haciz işlemleri başlatılabilir.
  5. İtiraz Edilirse:
    Takip durur. Alacaklı, alacağını tahsil edebilmek için itirazın iptali davası ya da itirazın kaldırılması talebi ile mahkemeye başvurmak zorundadır.

Borçlunun itiraz etmesi halinde ne olur?

İlamsız icra takibinde borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı yasal süresi içinde (genellikle 7 gün) itiraz etme hakkına sahiptir. Bu itiraz, ödeme emrini gönderen İcra Müdürlüğü’ne yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Borçlu tarafından süresinde yapılan itiraz üzerine Takip otomatik olarak duracaktır ve alacaklı, bu durumda doğrudan haciz işlemi yaptıramayacaktır.

İtiraz sonrası alacaklının takip işlemlerine devam edebilmesi için şu yollardan biri seçilmelidir:

  1. İtirazın Kaldırılması Talebi (İcra Hukuk Mahkemesi):
    Takip dayanağı imzalı bir belge (senet, sözleşme vb.) ise, alacaklı itirazın kaldırılmasını talep edebilir.
  2. İtirazın İptali Davası (Asliye Hukuk Mahkemesi):
    Takip dayanağında yazılı belge yoksa veya itirazın kaldırılması mümkün değilse, alacaklı itirazın iptali davası açmak zorundadır.

Her iki durumda da, mahkeme borcun varlığına kanaat getirirse takip kaldığı yerden devam eder ve haciz işlemleri başlatılabilir.

İtirazın kaldırılması ve itirazın iptali davası

Borçlunun, ilamsız icra takibine süresi içinde itiraz etmesi hâlinde takip durur. Bu durumda alacaklının, takibe devam edebilmek için başvurabileceği iki temel yol bulunmaktadır: itirazın kaldırılması ve itirazın iptali davası. Bu iki yol, dayanak belgenin niteliğine göre farklılık göstermektedir.

1. İtirazın Kaldırılması İcra Hukuk Mahkemesinde yapılmaktadır. Takip, noter senedi, imzalı sözleşme, fatura, bono gibi yazılı bir belgeye dayanıyorsa bu yola başvurulabilir. Alacaklı, İcra Hukuk Mahkemesi’nde itirazın kaldırılması talebiyle başvuru yapar. Mahkeme, belgeler üzerinden inceleme yapar. Borç sabit görülürse itiraz kaldırılır ve takip kesinleşir. Bu kararla birlikte borçlu hakkında haciz ve gerekirse tahliye işlemleri başlatılabilir. Ayrıca alacaklının talebiyle, borçlunun itiraz ederken kötü niyetli olduğu kanaatine varılırsa %20 icra inkâr tazminatına hükmedilebilir.

2. İtirazın İptali Davası ise Asliye Hukuk Mahkemesinde takip edilmektedir. Takip herhangi bir yazılı belgeye dayanmıyorsa ya da belge olsa dahi itirazın kaldırılması şartlarını karşılamıyorsa, bu yol izlenir. Alacaklı, genel mahkemede (genellikle Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açar. Bu süreç, klasik bir alacak davası gibi yürütülür; deliller, tanıklar, bilirkişi incelemesi gibi unsurlar söz konusu olabilir. Mahkeme, alacağın varlığını sabit görürse itiraz iptal edilir, takip devam eder. Davanın kabulü hâlinde borçlu aleyhine yargılama giderleri ve inkâr tazminatı da talep edilebilir.

Borç Davası Açmak Ne Zaman Gerekir?

Borçlunun borcunu rızayla ödememesi ve icra takibi yoluyla tahsilatın mümkün olmaması hâlinde, alacağın yargı kararıyla tahsili amacıyla borç davası açılması gündeme gelmektedir. Borç davası açılması genellikle şu durumlarda gerekli hâle gelir:

1. Hiçbir yazılı belge bulunmaması hâlinde, doğrudan icra takibi başlatılamayacağından alacaklı tarafından borç ilişkisinin ispatı için alacak davası açılması gereklidir.

2. İlamsız icra takibine borçlu tarafından süresinde itiraz edilmiş ve eldeki belge, itirazın kaldırılması için yeterli görülmemişse, alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılması gerekir.

3. Borç inkar edilmiş ve taraflar arasında ciddi bir uyuşmazlık doğmuşsa, alacak talebinin mahkeme kararıyla netleştirilmesi amacıyla dava açılması zorunlu olabilir.

İcra sürecinde sonuç alınamazsa ne yapılır?

İcra süreci içinde sonuç alınamaması hâlinde, yasal takibat kesintiye uğramadan sürdürülmeli; borçlunun mali durumu, itiraz süreci ve mevcut deliller dikkate alınarak uygun adımlar atılmalıdır. Gerektiğinde dava açılarak alacağın tahsili yargı yoluyla sağlanabilmektedir. İşbu vaziyete göre:

1. Borçlunun Malvarlığı Araştırılır:
Alacaklının talebi üzerine borçlunun banka hesapları, taşınmazları, araçları ve maaşı gibi malvarlığı unsurları resmî kurumlar aracılığıyla tespit ettirilebilir.

2. Haciz İşlemleri Genişletilebilir:
Borçlunun adına kayıtlı mal bulunursa, haciz işlemleri uygulanarak satış ve tahsil süreci başlatılabilir.

3. Borçlunun Mal Beyanında Bulunması İstenebilir:
Mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında cezai yaptırım (tazyik hapsi) uygulanması talep edilebilir.

4. İtiraz Varsa Hukuki Süreç İşletilir:
Borçlu itiraz etmişse, itirazın iptali veya itirazın kaldırılması yoluyla alacaklı davasını sürdürmelidir.

5. İflas Takibi (Ticari Borçlar İçin):
Borçlu bir tacir ise ve ödeme yapılmıyorsa, alacaklı tarafından iflas takibi başlatılması mümkündür.

Borç ikrarı içeren mesajlar, dekontlar, yazışmaların kullanımı nasıl olmalıdır?

Borç ikrarı içeren mesajlar, banka dekontları ve yazışmalar, alacağın ispatında delil olarak kullanılabilir. Ancak bu belgelerde borcun açıkça kabul edildiğinin anlaşılması gerekir. Tarih, saat ve taraf bilgileri gibi unsurların net olması, belgenin güvenilirliğini artırır. Banka dekontlarındaki açıklamalar, gönderilen tutarın borçla bağlantısını göstermelidir. Tek başına bu belgeler kesin delil sayılmayabilir; ancak diğer delillerle birlikte mahkemede borcun varlığını desteklemek için değerlendirilebilir. Belgelerin hukuki süreçte kullanılabilmesi için usulüne uygun şekilde saklanması önem taşır.

Mahkeme süreci ve ispat yükü nasıldır?

Borç davasında mahkeme süreci, tarafların iddialarını ve delillerini sunmasıyla başlar. Davacı (alacaklı), borcun varlığını ve miktarını iddia ve delillerle ispatlamakla yükümlüdür. Bu ispat yükü, davanın temel unsuru olup, yazılı belgeler, tanık beyanları, banka dekontları gibi delillerle desteklenir.

Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri değerlendirerek, borcun hukuki dayanağını tespit eder. Borcun varlığı ve miktarı kesin olarak kanıtlanırsa, mahkeme alacaklının lehine karar verir ve ilamlı takip yoluyla tahsil imkânı doğar.

Öte yandan, borçlu, iddiaları çürütecek karşı deliller sunabilir veya itirazda bulunabilir. Ancak ispat yükü esasen davacıya aittir; borçlu ise borcun olmadığı ya da ödenmiş olduğu yönünde savunma yapmakla sorumludur.

Borçlu Mal Kaçırıyorsa Ne Yapılabilir?

Borçlunun mal kaçırması durumlarının önüne geçebilmek ve olası mal kaçırmalarını ifşa etmek alacağın ifası açısından çok büyük bir önem teşkil etmekte olduğunda yapılması gerekenler üzerinde ihtimamla durulması gerekmektedir. Buna göre öncelikle mevcut durum tespiti yapılır. Borçlunun malvarlığı hareketlerinin tespiti için resmi kayıtlar, ticaret sicil, tapu ve banka kayıtları incelenir. İkinci olrak ihtiyati haciz talep edilir. İcra müdürlüğüne veya mahkemeye ihtiyati haciz talebi ile başvurularak muhtemel mal hareketleri durdurulmaya çalışılır ve ihtiyati tedbir/koruma talep edilir.

Dava aşamasında mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilerek taşınır/taşınmaz tasarrufları kısıtlanabilir. Ardından ilamsız icra başlatılır ve haciz uygulanır. Mevcut takipte haciz yoluyla tespit edilen mallar üzerinde işlem yapılır; üçüncü kişilerden tazmin veya iade talep edilebilir ve bununla beraber tasarrufların iptali/dönme davası açılır. Borçlu tarafından yapılan hukuka aykırı tasarrufların alacaklının zararına olduğu ispatlanırsa, tasarrufların iptali ve malvarlığının geri alınması için dava açılır.

Mal beyanı istenebilir; tazyik talebi yapılır. Gerektiğinde borçludan mal beyanı istenerek beyan vermemesi halinde yasal yaptırımlar (ör. tazyik hapsi talebi) gündeme getirilebilir. Üçüncü kişilerden sorumluluk talep edilir. Malı devralan üçüncü kişiler bakımından haksız el veya haksız zenginleşme hükümleri uyarınca iade ve tazmin talep edilebilir. Cezaî işlem değerlendirilir. Mal kaçırma nitelikli hukuka aykırı davranışlara (örn. dolandırıcılık, zimmete geçirilme vb.) rastlanması halinde savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir. Aynı zamanda hızlı delil toplanır ve koruma sağlanır. Banka dekontları, tapu kayıtları, ticari kayıtlar ve iletişim dökümleri hızla temin edilerek delil kaybı önlenir.

İhtiyati haciz talebi nedir?

İhtiyati haciz talebi, alacaklının borçlunun malvarlığı üzerinde tasarruf yaparak mal kaçırmasını veya alacağın tahsilini güçleştirmesini önlemek amacıyla, mahkemeden veya icra müdürlüğünden geçici ve acil tedbir olarak talep ettiği haciz işlemidir.

Bu tedbir, esas davanın sonuçlanmasını beklemeden, borçlunun malvarlığı üzerinde kısıtlama koyarak alacağın güvence altına alınmasını sağlar. İhtiyati haciz, borçlunun malını satışa sunmak veya haczetmek için değil, sadece malın el değiştirmesini veya gizlenmesini engellemek içindir.

Talep edilmesi için, alacaklının alacağının hukuki dayanağını göstermesi ve mal kaçırma ihtimalinin bulunması gereklidir. Mahkeme veya icra müdürlüğü, bu şartların varlığı halinde ihtiyati haciz kararını verir.

Tasarrufun iptali davası nedir?

Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklılarını zarara uğratmak amacıyla malvarlığı üzerinde yaptığı hukuka aykırı tasarrufların geçersiz sayılması ve iptali için alacaklı tarafından açılan davadır.

Bu dava ile, borçlunun mal kaçırmak veya alacaklılardan mal gizlemek amacıyla yaptığı satış, bağış, rehin veya diğer tasarruf işlemleri mahkeme kararıyla geri alınır. Böylece, malvarlığı alacaklının alacağının tahsili için kullanılabilir hale getirilir. Tasarrufun iptali davası, Türk Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, dava açabilmek için tasarrufun borçlu tarafından kötü niyetle yapılmış olması veya alacaklıların haklarını ihlal etmesi gerekir. Tasarrufun iptaline ilişkin ilgili yazı için…

Alacaklının korunması için alınabilecek önlemler nelerdir?

Alacaklının korunması için alınabilecek birçok önlem bulunmaktadır:

  • İhtarname Gönderilmesi: Borcun ve ödeme talebinin resmi olarak bildirilmesi.
  • İcra Takibi Başlatılması: İlamsız veya ilamlı takip yoluyla tahsilat işlemlerinin yapılması.
  • İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir Talepleri: Borçlunun mal kaçırmasını önlemek amacıyla geçici haciz ve tedbir uygulanması.
  • Arabuluculuk ve Uzlaşma Yolları: Alacaklının süreci hızlandırmak için uzlaşma veya arabulucuya başvurması.
  • Borç İtirazının Kaldırılması veya İptali Davası Açılması: Borçlu itiraz ettiğinde hukuki yollara başvurulması.
  • Mal Beyanı ve Tazyik Hapsi Talebi: Borçludan malvarlığı beyanı istenerek, vermemesi halinde tazyik hapsi uygulanması.
  • Tasarrufun İptali Davası Açılması: Borçlunun alacaklıları zararına yaptığı tasarrufların iptali için dava açılması.
  • Hukuki Danışmanlık ve Takip: Sürecin doğru yönetimi için uzman avukat desteği alınması.

Avukatın Alacağın Tahsilinde Rolü

Avukat, alacağın tahsil sürecinde alacaklının haklarının korunması ve yasal prosedürlerin doğru uygulanması açısından kritik bir rol üstlenir. Öncelikle, alacağın dayanağı olan belgelerin incelenmesi ve hukuki durumun tespiti yapılır. Ardından, borçluya karşı gerekli hukuki işlemler başlatılır; ihtarname gönderilmesi, icra takibi yapılması, itirazların takibi ve dava süreçlerinin yönetimi gibi adımlar avukat tarafından yürütülür.

Mahkeme süreçlerinde temsil edilerek delillerin sunulması, hukuki savunmaların yapılması ve alacaklının haklarının etkin bir şekilde korunması sağlanır. Ayrıca, alacak tahsilatı sürecinde arabuluculuk ve uzlaşma gibi alternatif çözüm yollarının değerlendirilmesi de avukatın sorumlulukları arasındadır. Böylece, avukat hem yasal hakların korunmasını hem de alacağın mümkün olan en kısa sürede tahsil edilmesini temin eder.

Sıkça Sorulan Sorular

Borç verdiğim kişi borcunu ödemezse ne yapabilirim?

Öncelikle borcun varlığını kanıtlayabilecek belgelerin (banka dekontu, senet, yazılı anlaşma, mesajlar vb.) toparlanması ile noter aracılığıyla ihtarname gönderilebilirmekte veya doğrudan icra takibi başlatabilmektedir.

Elden para verdim, elimde hiçbir belge yok. Ne yapabilirim?

Elden verilen borçlarda ispat çok zordur olmakla birlikte taraflar arasında mesajlaşmalar, tanık beyanları veya banka hareketleri varsa, bunlar delil başlangıcı sayılabilir. Bu durumda tanıkla ispat mümkün olabilmektedir.

Banka havalesiyle para gönderdim, açıklama kısmında “borç” yazmadım. Yine de ispat olur mu?

Evet, açıklama kısmı boş olsa bile, gönderimle ilgili taraflar arasındaki yazışmalar ve genel ilişki durumu birlikte değerlendirildiğinde mahkeme bunu borç verme ilişkisi olarak kabul edebilir.

Borçlu kişi borcunu ödememek için mal kaçırırsa ne olur?

Bu durumda tasarrufun iptali davası açılabilmektedir. Alacaklının alacağını tahsil etmesini engellemek amacıyla yapılan devir veya satış işlemleri mahkeme kararıyla geçersiz sayılabilir.

Borç verdiğim kişi ödeme sözü verip sürekli oyalıyorsa ne yapmalıyım?

Bu durumda yazılı bir ihtarname göndererek temerrüde düşürmek en doğru adımı teşkil etmekte, bu işlemden sonra yasal faiz işlemeye başlar ve icra takibi için zemin hazırlanır.

Borç için faiz isteyebilir miyim?

Evet. Borçlunun temerrüde düşmesiyle birlikte yasal faiz talep etme hakkı doğmaktadır. İşbu durumda taraflar arasında farklı bir faiz oranı kararlaştırılmışsa o oran uygulanır.

Borçlunun mal varlığı yoksa dava açmak bir işe yarar mı?

Malvarlığı olmasa bile dava sonucunda alınacak ilamlı alacak kararı, ileride edinilecek mallar üzerine haciz koydurma hakkı vermekte; karar uzun süre geçerliliğini korumaktadır.

Borç verdiğim kişi yurtdışına kaçtı, ne yapabilirim?

Eğer Türkiye’de malvarlığı bulunuyorsa icra işlemi yapılabilir. Yoksa uluslararası alacak takibi için özel usuller veya karşılıklı adli yardımlaşma yolları değerlendirilir.

Sözlü borç vermede tanık dinletmek mümkün mü?

Eğer borcun miktarı HMK’da belirtilen tanıkla ispat sınırını aşmıyorsa veya yazılı delil başlangıcı bulunuyorsa, tanık beyanlarıyla ispat mümkündür.

Borç verdiğim kişi “hediyeydi” diyorsa ne olur?

Bu durumda ispat yükü genellikle borç verende olmakla birlikte mesajlarda, banka dekontlarında veya tanık anlatımlarında “geri ödenecek” ifadeleri yer alıyorsa mahkeme bunu da borç olarak kabul eder.

İcra takibi başlatmak ne kadar sürer?

Uygun belgeler hazırsa avukat veya icra dairesi aracılığıyla aynı gün içinde başlatılabilir. Borçluya ödeme emri gönderilir ve genellikle 7 gün içinde itiraz hakkı bulunur.

İcra masraflarını kim öder?

Başlangıçta alacaklı öder, ancak dava veya icra süreci sonunda borçlu haksız çıkarsa bu masraflar borçludan tahsil edilir.

Bu yazıyı faydalı bulduysan paylaş !