GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU VE CEZASI(2026)
Güveni kötüye kullanma suçu, kişiye tevdi edilen malın hukuka aykırı biçimde malikmiş gibi tasarruf edilmesi veya bu malın amacı dışında kullanılması suretiyle oluşan bir suç tipi olarak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmektedir. Suçun temelinde, taraflar arasında mevcut olan özel güven ilişkisinin ihlal edilmesi ve bu ilişkiye dayalı olarak devredilen kullanım veya yararlanma yetkisinin kötüye kullanılması bulunmaktadır. Korunan hukuki değer, mülkiyet hakkı ile birlikte güven ilişkilerinin sürekliliği ve toplumsal düzenin sağlıklı işleyişi olarak ortaya konulmaktadır.
Suçun oluşumu için malın fail tarafından rıza ile teslim alınmış olması ve sonrasında hukuka aykırı tasarruf iradesinin ortaya çıkması gerekmektedir. Bu kapsamda, soruşturma ve kovuşturma süreçleri teknik değerlendirmeler gerektirmekte ve somut olayın özelliklerine göre farklı delillendirme yöntemlerinin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Güveni kötüye kullanma suçu, hem bireyler arasındaki ilişkilerde hem de ticari hayatta sıklıkla karşılaşılan bir uyuşmazlık türü olması nedeniyle doktrinde ve uygulamada önemli bir inceleme alanı oluşturmaktadır.
- Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Şartları
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Basit ve Nitelikli Halleri
- Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Örnekleri
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası
- Güveni Kötüye Kullanma Suçu Şikâyete Tabi Midir? Şikayet Süresi Nedir?
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zamanaşımı
- Güveni Kötüye Kullanma Suçu ile Diğer Malvarlığına Karşı Suçların Farkları
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Etkin Pişmanlık ve Uzlaşma
- Sık Sorulan Sorular (SSS)
- Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
- Bu Suç Hangi Hallerde Oluşur?
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası Nedir?
- Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Nitelikli Hali Nedir?
- Şikâyet Süresi Var Mı?
- Bu Suçta Uzlaşma Mümkün Mü?
- Etkin Pişmanlık Uygulanabilir Mi?
- Borcun Ödenmemesi Güveni Kötüye Kullanma Sayılır Mı?
- Emanet Edilen Para Harcanırsa Suç Oluşur Mu?
- Bu Suç Kimlere Karşı İşlenebilir? Mağdur Kim Olabilir?
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
Güveni kötüye kullanma suçu, hukuki literatürde özel bir güven ilişkisinin ihlali sonucunda ortaya çıkan ve malvarlığına yönelik tasarruf yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle meydana gelen bir suç türü olarak değerlendirilmektedir. Bu suç, özellikle kişinin kendisine tevdi edilen mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunması veya malı amacı dışında kullanması ile oluşmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamında, suçun fail ile mağdur arasındaki güven ilişkisinin varlığı üzerinden değerlendirildiği kabul edilmektedir. Güven ilişkisinin varlığı, hem sözleşmeye dayalı hem de hukuki ilişki gereği ortaya çıkabilmekte ve bu nedenle suçun oluşumunda bu ilişkinin özellikleri önem arz etmektedir.
Suçun temelinde, failin malı hukuka aykırı bir şekilde kullanma iradesinin bulunması yatmaktadır. Bu irade, malın teslim alınması ile birlikte mağdur açısından bir hak kaybı doğurmaktadır. Hukuk düzeni açısından suçun önemi, mülkiyet hakkının korunmasının ötesinde, toplumsal ilişkilerde güvenin sürekliliğinin sağlanması ile ilgilidir. Ayrıca, güvenin kötüye kullanılması sadece bireysel zarar değil, aynı zamanda ekonomik ve ticari ilişkilerde istikrarsızlık yaratmaktadır. Bu nedenle suç, toplumun genel düzeni açısından da dikkatle incelenmektedir.
Güveni kötüye kullanma suçu, klasik anlamda hırsızlık veya dolandırıcılık suçlarından farklılık göstermektedir. Çünkü malın fail tarafından rızayla alınması, suçu diğer mülkiyet suçlarından ayıran belirleyici unsurdur. Bunun yanı sıra suç, sözleşmeye dayalı ilişkilerde, ortaklık ilişkilerinde veya hizmet ilişkilerinde de sıklıkla gündeme gelmektedir. Uygulamada, suçun tespit edilmesi için delillerin titizlikle toplanması ve olayın somut koşullarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Suçun değerlendirilmesinde hukuki yorumların önemi büyüktür. Doktrinde ve yargı kararlarında, failin kastının ve iradesinin doğru biçimde belirlenmesi, suçun oluşup oluşmadığının saptanmasında temel kriter olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede, güvenden kaynaklanan malvarlığı hakkının ihlali durumunda, suçun varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları Nelerdir?
Güveni kötüye kullanma suçunun unsurları, suçun hukuki yapısını ve oluşum koşullarını belirleyen temel öğeler olarak değerlendirilmektedir. Bu unsurlar, hem failin davranışı hem de mağdurun durumu açısından ayrıntılı şekilde analiz edilmektedir. Suçun temel unsurlarından ilki, özel güven ilişkisi olarak kabul edilmektedir. Özel güven ilişkisi, failin mal üzerinde tasarruf yetkisini elde etmesini sağlayan hukuki bağ olarak tanımlanmaktadır. Bu bağ, sözleşmeye dayalı olabileceği gibi, hukuka uygun bir emanet veya hizmet ilişkisi üzerinden de meydana gelebilmektedir.
İkinci unsur, failin kötü niyetli iradesi olarak açıklanmaktadır. Failin mal üzerinde hukuka aykırı tasarrufta bulunması, bu unsurun gerçekleşmesini zorunlu kılmaktadır. Kötü niyet, malın amacı dışında kullanılmasını veya malikmiş gibi tasarruf edilmesini kapsamakta ve suçu diğer mülkiyet suçlarından ayırmaktadır. Üçüncü unsur, malın teslim alınmış veya mağdurun rızası ile devredilmiş olmasıdır. Malın rızayla verilmiş olması, suçun karakteristik özelliğini oluşturmakta ve failin eyleminin hukuka aykırılığını belirlemektedir.
Suçun unsurları arasında ayrıca mağdurun zarar görmesi ve failin tasarruf yetkisini kötüye kullanması yer almaktadır. Mağdurun zarar görmesi, suçun cezai yaptırımlarının uygulanabilmesi için gerekli bir unsurdur. Failin yetkisini aşması ise suçun oluşumu açısından belirleyici olmaktadır. Ayrıca, suçun bazı hallerinde nitelikli unsurlar da bulunmaktadır. Örneğin, meslek veya kamu görevine dayalı güven ilişkisinin ihlali, cezanın artırılmasına yol açmaktadır.
Uygulamada suçun unsurlarının belirlenmesi, delillerin toplanması ve failin niyetinin tespit edilmesi ile mümkün olmaktadır. Özellikle ticari ilişkilerde ve ortaklık durumlarında, güven ilişkisinin varlığı ve sınırları dikkatle incelenmektedir. Bu unsurların eksiksiz şekilde değerlendirilmesi, hem soruşturma sürecinde hem de yargılamada doğru sonuçların elde edilmesini sağlamaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Şartları
Güveni kötüye kullanma suçunun şartları, suçun hukuki olarak varlığını ortaya koyan koşullar olarak tanımlanmaktadır. İlk şart, fail ile mağdur arasında özel bir güven ilişkisinin bulunmasıdır. Bu ilişki, hukuka uygun bir emanet, sözleşmeye dayalı bir yetki veya meslekî bir sorumluluk çerçevesinde ortaya çıkabilmektedir. Güven ilişkisinin varlığı, suçun oluşumu için zorunlu olmakta ve failin tasarruf yetkisinin hukuki dayanağını belirlemektedir.
İkinci şart, malın fail tarafından rıza ile teslim alınmış olmasıdır. Malın teslimi, failin suçu işleyebilmesi için gerekli ön koşul olarak kabul edilmektedir. Teslim edilen mal üzerinde failin tasarruf yetkisini kötüye kullanması, suçun oluşumunu sağlamaktadır. Üçüncü şart, failin kötü niyetli iradesidir. Kötü niyet, malı amaç dışı kullanma veya malikmiş gibi tasarrufta bulunma iradesi ile kendini göstermektedir. Bu irade, suçun temel karakteristik özelliğini oluşturmaktadır.
Dördüncü şart, suçun hukuka aykırılık derecesidir. Malın amacı dışında kullanılması veya hukuka aykırı tasarrufta bulunulması, failin eyleminin suç niteliğini kazandırmaktadır. Beşinci şart ise suçun mağdur açısından maddi veya manevi zarar doğurmasıdır. Mağdurun zarar görmesi, suçun cezai sorumluluk kapsamında değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.
Tüm bu durumlara ek olarak bazı özel durumları da nitelikli şartlar da söz etmemiz mümkündür. Meslekî görev veya kamu görevi nedeniyle sağlanan güvenin ihlali, suçun nitelikli halini oluşturmaktadır. Ticari ilişkilerde, ortaklık veya vekâlet ilişkilerinde güvenin kötüye kullanılması, şartların ağırlaştırıcı unsurlarını meydana getirmektedir. Bu şartların tümü birlikte değerlendirildiğinde, suçun hukuki yapısı net bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Suçun şartlarının eksiksiz şekilde belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde adaletin sağlanması açısından önem arz etmektedir. Ayrıca, failin iradesi, mağdurun rızası ve güven ilişkisi arasındaki denge, suçun oluşum kriterlerinin doğru tespit edilmesini mümkün kılmaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Basit ve Nitelikli Halleri
Güveni kötüye kullanma suçu, failin mal üzerinde hukuka aykırı tasarruf iradesi göstermesi ile oluşmakta ve suçun niteliği somut olayın özelliklerine göre belirlenmektedir. Basit halleri, malın amacı dışında kullanılması veya malikmiş gibi tasarrufta bulunulması ile sınırlı kalmakta ve failin bu eylemi meslekî veya kamu görevine dayanmadan gerçekleştirmesi durumunda söz konusu olmaktadır. Basit hallerde, failin eylemi genellikle tek bir malvarlığı hakkını ihlal etmekte ve suçun işleniş biçimi belirli bir ekonomik ya da toplumsal zarar düzeyi ile sınırlı kalmaktadır.
Nitelikli haller ise, suçun failin sahip olduğu konum veya ilişkiler nedeniyle ağırlaştırılmış biçimde işlenmesi ile meydana gelmektedir. Örneğin, meslek veya kamu görevine dayalı güven ilişkisinin kötüye kullanılması, suçun nitelikli hâlini oluşturmaktadır. Ticari veya ortaklık ilişkilerinde sağlanan güvenin ihlali de nitelikli haller arasında değerlendirilmektedir. Nitelikli hallerde failin eylemi, sadece malvarlığına zarar vermekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal veya ekonomik ilişkilerde güvenin sarsılmasına yol açmaktadır.
Basit ve nitelikli haller arasındaki ayrım, cezanın belirlenmesi açısından belirleyici olmaktadır. Doktrinde ve uygulamada, failin eyleminin kapsamı, ilişki biçimi ve suçun işleniş yöntemi, nitelikli hâlin varlığının tespit edilmesinde temel kriterler olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, nitelikli hallerde ceza artırıcı unsurların uygulanması, suçun caydırıcılığının artırılmasına yöneliktir. Basit hallerde ise, mahkemeler failin kast düzeyini, zararın boyutunu ve eylemin somut etkilerini dikkate alarak ceza takdirinde bulunmaktadır.
Uygulamada, basit ve nitelikli halleri ayırt etmek, soruşturma sürecinde delillerin toplanması ve failin iradesinin doğru tespit edilmesi ile mümkün olmaktadır. Bu ayrım, mağdur açısından tazminat taleplerinin ve adli süreçlerin yönlendirilmesinde de önem arz etmektedir. Suçun her iki hali de hukuki güvenliğin korunması açısından ayrı ayrı değerlendirilmekte ve failin konumuna göre farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir? TCK 155/2
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, Türk Ceza Kanunu’nun 155/2 maddesinde düzenlenen bir nitelikli suçtur. Bu suçta fail, mağdura ait bir mal veya hakkı hizmet ilişkisi içinde kendisine verilen güveni aşarak kullanır. Yani ortada bir emanet, bir görev ya da bir sorumluluk aktarımı vardır. Fail bu sorumluluğu kendi çıkarı için kullanır ve mağdur zarar görür. Bu nedenle suç, basit güveni kötüye kullanmadan daha ağır kabul edilir ve cezası daha yüksektir.
Hizmet İlişkisi Nasıl Oluşur?
Hizmet ilişkisi yalnızca iş sözleşmesine dayanmaz. Aşağıdaki durumlarda da hizmet ilişkisi kabul edilir:
-
Bir kişinin başka birinin işini yürütmesi veya ona yardımcı olması
-
Arada ücretli ya da ücretsiz bir hizmet bağı bulunması
-
Failin görevi gereği mal veya belge üzerinde tasarruf yetkisine sahip olması
Kısacası mağdur, belirli bir işin yapılması için faile güvenmiş ve ona bir yetki vermiştir.
Suçun oluşması için üç temel şart gerekir:
1. Hizmet ilişkisi bulunmalı
Fail, mağdurun işini veya işine yardımcı bir işi yapmayı kabul etmiş olmalıdır.
2. Mal veya hak hukuka uygun şekilde faile teslim edilmiş olmalı
Zilyetlik geçici olarak devredilmiştir. Sahiplik devri yoktur.
3. Fail güveni kötüye kullanmalı
Malı kendisininmiş gibi tasarruf etmek, satmak, saklamak ya da iade etmemek gibi davranışlar suçun tipik örnekleridir.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Örnekleri
-
Bir çalışan, teslim aldığı ürünleri kendi adına satarsa
-
Kasa sorumlusu kasada bulunan parayı kişisel işler için kullanırsa
-
Teslim edilen aracı, izin dışında üçüncü kişilere devrederse
-
Emlak danışmanı, satış için aldığı kaporayı zimmetine geçirirse
bu eylemler genelde TCK 155/2 kapsamında değerlendirilir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası
| Suç Türü | Açıklama | Cezası |
|---|---|---|
| Basit Güveni Kötüye Kullanma | Bir malın zilyetliğinin hukuken geçerli bir sebeple faile devredilmesinden sonra, failin bu güveni kötüye kullanarak malı kendisininmiş gibi tasarruf etmesi veya başkasına zarar vermesi | 6 ay – 2 yıl arası hapis ve adli para cezası |
| Nitelikli Güveni Kötüye Kullanma | Suçun failin meslek, ticaret veya serbest meslek ilişkisinden doğan güveni kullanarak işlenmesi | 1 – 7 yıl arası hapis ve 3.000 güne kadar adli para cezası |
| Malın teslim şekline bağlı olarak | Zilyetlik hukuka uygun şekilde devredilmişse; sahiplik değil geçici kullanım ya da koruma devri yapılmışsa | Yukarıdaki cezalar geçerlidir |
| Teşebbüs | Suç tamamlanmadan engellenirse | Cezada indirim yapılır (TCK genel hükümleri) |
| İştirak | Suça birden fazla kişinin katılması | Her fail kendi kastına göre cezalandırılır |
| Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) | Özellikle basit şekillerde ve şartları sağlanıyorsa mümkün | Hakim takdirine bağlı |
| Uzlaştırma | Suç uzlaştırmaya tabi kabul edilir | Taraflar anlaşırsa süreç sonlanır |
Güveni kötüye kullanma suçunun cezası, suçun basit veya nitelikli olmasına göre farklılık göstermektedir. Basit hallerde, TCK kapsamında öngörülen hapis ve adli para cezası seçenekleri uygulanmakta ve mahkeme, failin kast düzeyi ile eylemin zarar boyutunu dikkate almaktadır. Hapis cezasının alt ve üst sınırları, suçun fail tarafından işleniş biçimi ve mağdurun uğradığı zarar ölçütleri doğrultusunda belirlenmektedir.
Nitelikli hallerde ise ceza artırıcı unsurlar devreye girmektedir. Meslekî veya kamu görevi nedeniyle sağlanan güvenin ihlali, failin eylemini daha ağır suç hâline getirmekte ve mahkeme tarafından uygulanacak cezanın üst sınırının yükselmesine yol açmaktadır. Ayrıca, ticari veya ortaklık ilişkilerinde güvenin kötüye kullanılması durumunda, zarar boyutunun tespiti cezanın belirlenmesinde önemli bir kriter olarak değerlendirilmektedir.
Cezanın belirlenmesinde, failin sabıka kaydı, pişmanlık durumu, zararın giderilip giderilmediği ve suçun işleniş biçimi de dikkate alınmaktadır. Mahkeme, bu unsurları değerlendirerek hapis cezasını adli para cezası veya erteleme ile destekleyebilmekte ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasını da devreye sokabilmektedir. Suçun basit ve nitelikli halleri için öngörülen ceza aralıkları, mağdurun korunması ve toplum düzeninin sağlanması amacıyla kanunda ayrı ayrı düzenlenmektedir.
Uygulamada, cezaların tayini sürecinde delil durumu, mağdurun beyanı ve failin iradesi dikkatle incelenmektedir. Ayrıca, mahkemeler, suçun meydana gelmesinde herhangi bir ihmal veya ağırlaştırıcı davranışın bulunup bulunmadığını da değerlendirmektedir. Bu durum, hem failin hem de mağdurun haklarının korunmasını temin etmekte ve hukuki sürecin şeffaf biçimde yürütülmesini sağlamaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Şikâyete Tabi Midir? Şikayet Süresi Nedir?
Güveni kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu kapsamında belirli koşullar altında şikâyete tabi bir suç olarak düzenlenmektedir. Şikâyete tabi suçlarda, mağdurun suçu yetkili mercilere bildirmesi, soruşturmanın başlatılması için zorunlu bulunmaktadır. Mağdurun şikâyet hakkını kullanmaması durumunda, kamu davası açılmamakta ve soruşturma süreci ilerlememektedir. Bu düzenleme, suçun mağdur odaklı doğası ve özel güven ilişkisinin ihlal edilmesi nedeniyle hukuk sisteminde özel bir yer teşkil etmektedir.
Şikâyet süresi, suçun işlendiği tarihten itibaren belirli bir zaman aralığında başlatılmak zorundadır. Kanunda öngörülen süreler, suçun türüne, işleniş biçimine ve fail ile mağdur arasındaki ilişkiye göre değişiklik göstermektedir. Süre aşımı durumunda, mağdurun şikâyet hakkı düşmekte ve soruşturma başlatılamamaktadır. Bu nedenle, sürenin doğru tespit edilmesi hem mağdurun haklarını korumakta hem de adli sürecin usulüne uygun yürütülmesini temin etmektedir.
Şikâyet süresi boyunca mağdurun başvuruda bulunması halinde, cumhuriyet savcılığı soruşturmayı başlatmakta ve delillerin toplanması süreci işlemektedir. Mağdurun şikâyetinden sonra failin ifadesi alınmakta ve deliller titizlikle incelenmektedir. Ayrıca, bazı durumlarda uzlaştırma süreçleri de devreye girmekte ve taraflar arasında anlaşma sağlanması yönünde hukuki düzenlemeler uygulanmaktadır.
Uygulamada, şikâyet süresi ve sürece ilişkin prosedürlerin eksiksiz şekilde takip edilmesi, hem mağdur hem de fail açısından adil ve güvenli bir yargılama süreci sağlamaktadır. Ayrıca, şikâyete tabi suç niteliği, soruşturmanın mağdur iradesine dayalı olarak yürütülmesini mümkün kılmakta ve hukuki düzenin şeffaf biçimde işlemesine katkıda bulunmaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Zamanaşımı
Güveni kötüye kullanma suçunda zamanaşımı, failin hukuki sorumluluktan kurtulma süresini belirleyen önemli bir hukuki mekanizma olarak değerlendirilmektedir. Zamanaşımı süresi, suçun basit veya nitelikli olmasına göre farklılık göstermekte ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri çerçevesinde uygulanmaktadır. Zamanaşımının başlangıcı, suçun işlendiği tarihten itibaren hesaplanmakta ve failin eyleminin tespit edilmesi ile belirlenen süreler dikkate alınmaktadır. Bu sürelerin aşılması durumunda, kamu davası açılamamakta ve failin cezai sorumluluğu ortadan kalkmaktadır.
Zamanaşımı, hem suçun soruşturulması hem de yargılaması açısından düzenleyici bir işlev görmektedir. Uygulamada, zamanaşımı süreleri genellikle suçun ceza türüne ve ağırlığına göre belirlenmekte ve mahkemeler bu süreleri somut olayın özelliklerine göre yorumlamaktadır. Ayrıca, zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için failin eyleminin hukuka aykırı olduğunun açık biçimde ortaya çıkması gerekmektedir. Suçun gizli veya sinsi biçimde işlenmesi durumunda, zamanaşımı başlangıcı geciktirilmektedir.
Zamanaşımı süresince, soruşturmanın başlamaması veya delillerin yeterince toplanmaması durumunda, failin cezai sorumluluğu zamanaşımı nedeniyle sona ermektedir. Bununla birlikte, bazı hallerde suçun nitelikli olması veya failin özel konumunun bulunması, zamanaşımı süresinin uzamasına yol açmaktadır. Örneğin, meslek veya kamu görevine dayalı güvenin kötüye kullanılması durumunda, zamanaşımı süresi temel cezaya göre daha uzun olarak uygulanmaktadır.
Uygulamada, zamanaşımının doğru hesaplanması, hem mağdur hem de fail açısından hukuki güvenliğin sağlanması açısından kritik önem arz etmektedir. Zamanaşımı süresi, mağdurun haklarının korunması ve failin hukuki durumunun netleşmesi için titizlikle takip edilmektedir. Ayrıca, zamanaşımı kuralları, hukuki düzenin istikrarını korumakta ve yargı süreçlerinin gereksiz şekilde uzamasını önlemektedir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu ile Diğer Malvarlığına Karşı Suçların Farkları
Güveni kötüye kullanma suçu ile diğer malvarlığına karşı suçlar arasında, failin mal üzerindeki tasarruf yetkisinin kaynağı açısından temel farklar bulunmaktadır. Hırsızlık veya dolandırıcılık suçlarında malın fail tarafından izinsiz veya aldatma yoluyla elde edilmesi söz konusu iken, güvenden kaynaklanan suçlarda mal, mağdurun rızası ile failin kullanımına tevdi edilmektedir. Bu durum, suçun hukuki niteliğini belirlemekte ve uygulanacak ceza ile soruşturma sürecini doğrudan etkilemektedir.
Diğer bir fark, suçun oluşum koşullarına ilişkin unsurlarda görülmektedir. Güveni kötüye kullanma suçunda, özel bir güven ilişkisinin varlığı zorunlu iken, hırsızlık ve dolandırıcılıkta bu unsur aranmakta değildir. Bu bağlamda, suçun failin konumu ve mağdur ile ilişkisi açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, mağdurun rızasının varlığı veya yokluğu, diğer malvarlığı suçlarında failin kastının niteliğini etkilemekte ve suçun oluşum biçimini değiştirmektedir.
Suçun cezai boyutu açısından da farklılıklar gözlenmektedir. Güveni kötüye kullanma suçunda basit ve nitelikli hallere göre ceza belirlenmekte ve meslekî veya ticari konum, cezanın artırılmasına sebep olmaktadır. Hırsızlık ve dolandırıcılıkta ise suçun fail tarafından işleniş biçimi ve aldatma yöntemleri cezayı doğrudan etkilemektedir. Ayrıca, güvenden kaynaklanan suçlarda şikâyet hakkı ve zamanaşımı gibi özel usuller uygulanmaktadır.
Uygulamada, bu farkların doğru şekilde tespit edilmesi, hem soruşturma hem de yargılama sürecinde adil sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Mahkemeler, failin iradesini, malın teslim alınma biçimini ve güven ilişkisinin varlığını titizlikle incelemekte ve suçun türünü net biçimde belirlemektedir. Bu ayrım, mağdurun tazminat ve şikâyet haklarının doğru kullanılmasını temin etmektedir. Bu gelişmede nitelikli dolandırıcılıkla ilgili yazı için…
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Etkin Pişmanlık ve Uzlaşma
Güveni kötüye kullanma suçunda etkin pişmanlık, failin suç işledikten sonra mağdura zararını giderme veya malı iade etme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Etkin pişmanlık, suçun cezasının indirilmesine veya bazı hallerde ertelenmesine olanak sağlamakta ve failin sorumluluğunu hafifletmektedir. Uygulamada, etkin pişmanlık, mağdurun zararının tamamen veya kısmen giderilmesi, failin işbirliği yapması ve soruşturma sürecinde suçun açığa çıkarılmasına katkı sağlaması biçiminde değerlendirilmektedir.
Uzlaşma mekanizması ise, suçun mağdur ile fail arasındaki anlaşma yoluyla çözülmesini mümkün kılmaktadır. Şikâyete tabi suçlarda, uzlaşma süreci, kamu davasının açılmasını önlemekte ve taraflar arasında hak ve yükümlülüklerin belirlenmesini sağlamaktadır. Uzlaşma sürecinde, tarafların anlaşmaya varması halinde, soruşturma veya kovuşturma süreci durdurulmakta veya sınırlı olarak yürütülmektedir.
Etkin pişmanlık ve uzlaşma mekanizmaları, suçun mağdur odaklı doğası ve toplumsal ilişkilerde güvenin yeniden tesis edilmesi açısından önem arz etmektedir. Failin iyi niyetli davranışı, mağdur ile ilişkisinin onarılmasına ve suçun etkilerinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca, mahkemeler, etkin pişmanlık ve uzlaşma unsurlarını dikkate alarak ceza takdirinde bulunmakta ve hukuki süreçte adil bir dengeyi korumaktadır.
Uygulamada, etkin pişmanlık ve uzlaşmanın doğru şekilde işletilmesi, hem mağdurun haklarının korunmasını hem de failin sorumluluk bilincinin geliştirilmesini temin etmektedir. Bu mekanizmalar, adli süreçlerin etkinliğini artırmakta ve toplumda hukuki güvenin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.
![]()
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
Güveni kötüye kullanma suçu, bir kişiye emanet edilen malın hukuka aykırı biçimde failin kendi çıkarı için kullanılması, satılması veya iade edilmemesi suretiyle oluşan bir suç olarak tanımlanmaktadır. Bu suç, Türk Ceza Kanunu’nun 155’inci maddesinde düzenlenmektedir.
Bu Suç Hangi Hallerde Oluşur?
Suç, malın zilyetliğinin hukuken devredilmiş olması ve failin kendisine tevdi edilen bu mal üzerinde amacı dışında tasarrufta bulunması halinde oluşmaktadır. Eylemin hukuka aykırı nitelik kazanabilmesi için malın teslim alınmış olması şarttır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası Nedir?
Suçun basit halinde fail, 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Nitelikli hallerde ise ceza, 1 yıl ile 7 yıl arasında hapis ve adli para cezası olarak uygulanmaktadır.
Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Nitelikli Hali Nedir?
Suç, meslek, ticaret veya hizmet ilişkisi nedeniyle işlenirse nitelikli hâl oluşmakta ve uygulanacak ceza artmaktadır. Bu hallerde failin konumu ve ilişkisi, suçun ağırlığını belirlemektedir.
Şikâyet Süresi Var Mı?
Suçun basit hali şikâyete tabi olmakta ve 6 aylık bir şikâyet süresi öngörülmektedir. Nitelikli halleri ise şikâyete tabi tutulmamaktadır ve kamu davası resen başlatılmaktadır.
Bu Suçta Uzlaşma Mümkün Mü?
Basit hali uzlaşmaya tabi tutulmakta ve taraflar arasında anlaşma sağlanabilmektedir. Nitelikli hallerde ise uzlaşma imkânı bulunmamaktadır.
Etkin Pişmanlık Uygulanabilir Mi?
Etkin pişmanlık uygulanabilmektedir. Fail malı iade eder veya zararı giderirse, mahkeme cezada indirim yapabilmektedir.
Borcun Ödenmemesi Güveni Kötüye Kullanma Sayılır Mı?
Yalnızca alacak-borç ilişkisinden kaynaklı ödeme yapılmaması tek başına bu suçu oluşturamamaktadır. Suçun oluşabilmesi için malın emanete konu olması şarttır.
Emanet Edilen Para Harcanırsa Suç Oluşur Mu?
Para da mal olarak değerlendirilmektedir. Emanet edilen para iade edilmez veya amacı dışında kullanılırsa suç oluşmaktadır.
Bu Suç Kimlere Karşı İşlenebilir? Mağdur Kim Olabilir?
Suç, emaneti veren gerçek veya tüzel kişiye (şirket, kurum vb.) karşı işlenebilmektedir. Mağdur yalnızca emanete konu malı devreden kişi olabilmektedir.
![]()
