Yatırım Fonları Ceza Soruşturmaları ve Davaları

yatirim-fonlari-ceza-sorusturmalari-ve-davalari

Yatırım Fonları Ceza Soruşturmaları ve Davaları

Bir yatırım fonunun tasfiye edilmesiyle birlikte, katılma paylarının hangi tutardan ödeneceği kadar, fon varlıklarının nasıl yönetildiği ve meydana gelen kayıpların neden kaynaklandığı da sorgulanmaktadır. Özellikle ödeme gecikmeleri, açıklanamayan para hareketleri, gerçeğe aykırı değerleme iddiaları veya bağlantılı kişilere yapılan aktarımlar bulunduğunda, tasfiye işlemlerinin yanında ceza soruşturması da gündeme gelebilmektedir. Ancak fonun kapatılmış olması, zarar açıklanması veya katılma payı bedelinin düşmesi üzerinden kendiliğinden suç işlendiği sonucuna varılamaz.

Fon tasfiyesi, SPK incelemesi, ceza soruşturması ve tazminat davası bakımından farklı koşullar aranmaktadır. Yatırımcıya yapılacak ödemenin belirlenmesiyle bir kişinin cezalandırılması aynı incelemeye bağlanmamaktadır. Bu nedenle başvurularda, yatırımın hangi kuruluşa yapıldığı, hangi işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürüldüğü, zararın nasıl meydana geldiği ve iddianın hangi belgelerle desteklendiği ayrı ayrı gösterilmelidir. Sadece tasfiye duyurusunun sunulmasıyla bütün sorumlulukların ortaya konulduğu kabul edilmemektedir.

Fon tasfiyesi ile ilgili detaylı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

İçindekiler

Fon Tasfiyesi ile Ceza Soruşturması Arasındaki Ayrım

Fon tasfiyesinde, fonun faaliyetinin sona erdirilmesi ve mevcut varlıkların ilgili düzenlemelere göre değerlendirilerek hak sahiplerine dağıtılması amaçlanmaktadır. Ceza soruşturmasında ise suç oluşturabilecek bir fiilin işlenip işlenmediği, bu fiilin kim tarafından gerçekleştirildiği ve kamu davası açılmasını gerektiren yeterli şüphenin bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Bu iki incelemenin aynı dönemde yürütülmesi mümkün olmakla birlikte, birbirinin yerine geçtiği söylenemez.

Tasfiye, fonun kuruluş belgelerinde öngörülen bir nedenle veya yetkili makamın kararı üzerine gerçekleştirilebilir. Suç şüphesi bulunmaksızın da fonun faaliyetinin sona erdirilmesi mümkündür. Buna karşılık, fon tasfiye edilmeden önce gerçekleştirilen bir varlık aktarımı veya yanıltıcı açıklama nedeniyle ceza soruşturması başlatılabilir. Dolayısıyla suç iddiasının değerlendirilmesinde tasfiye tarihiyle yetinilmemeli; tasfiye öncesindeki işlemler, kararlar ve açıklamalar da incelenmelidir.

Ayrıca inceleme konusu yapının hangi fon türüne ait olduğu belirlenmelidir. Menkul kıymet yatırım fonları için düzenlenen III-52.1 sayılı Tebliğ’in kapsamıyla gayrimenkul, girişim sermayesi veya borsa yatırım fonlarına ilişkin düzenlemeler aynı değildir. Bir fon türüne ait hüküm üzerinden bütün fonlar hakkında sonuç çıkarılmamalıdır.

Tasfiye Kararından Suç Sonucu Çıkarılabilir mi?

Tasfiye kararının gerekçesi, kararın kapsamı ve varsa dayanak gösterilen inceleme bulguları birlikte okunmalıdır. Kuruluş izninin kaldırılması, faaliyetlerin sınırlandırılması veya tasfiye görevinin başka bir kuruluşa verilmesi, ilgili kişiler hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet bulunduğu şeklinde yorumlanamaz. İdari tedbirlerle ceza yaptırımları arasında ayrım yapılması gerekmektedir.

Fon değerindeki düşüşün piyasa koşullarından kaynaklanması, yatırımın risk taşıması veya portföydeki varlıkların alıcı bulamaması mümkündür. Bunun yanında, yatırımcıya bildirilmeyen menfaat ilişkileri, açıklanmayan işlemler ya da fon hesabından amaç dışı ödemeler bulunabilir. İlk gruptaki durumlarla ikinci gruptaki iddiaların aynı kabul edilmesi doğru değildir. Suç değerlendirmesinde kaybın büyüklüğünden önce, kayba neden olduğu ileri sürülen davranışın niteliği araştırılmalıdır.

Örneğin portföyde bulunan bir kıymetin genel piyasa düşüşü nedeniyle değer kaybetmesiyle, aynı kıymetin bağlantılı bir kişiden gerçeğe aykırı bedelle satın alınması arasında belirgin fark bulunmaktadır. İkinci ihtimalde işlem tarihindeki değer, taraflar arasındaki ilişki, verilen talimat ve sağlanan menfaat incelenmelidir. Bu örnek üzerinden dahi yalnızca hesap bakiyesine bakılarak ceza sorumluluğu belirlenemeyeceği anlaşılmaktadır.

SPK Tarafından Hangi İncelemeler Yapılabilir?

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından, yetki alanına giren kuruluşların faaliyetleri ve sermaye piyasası işlemleri mevzuata uygunluk bakımından incelenebilir. Fon belgeleri, portföy işlemleri, saklama kayıtları, değerleme verileri ve kamuya yapılan açıklamalar bu incelemede değerlendirilebilir. Gerekli görülen bilgi ve belgelerin ilgili kuruluşlardan istenmesi mümkündür.

İnceleme sonucunda idari tedbir uygulanması, idari para cezası verilmesi veya suç şüphesi bulunan fiiller hakkında savcılığa başvurulması gündeme gelebilir. Ancak her aykırılığın suç oluşturduğu, her idari para cezasının ardından ceza davası açılacağı veya her suç duyurusunun mahkûmiyetle sonuçlanacağı söylenemez. İlgili yaptırımın koşulları kendi düzenlemesi içinde değerlendirilmelidir.

SPK başvurusuyla yatırımcının bireysel zararının tahsiline karar verilmesi birbirinden farklıdır. Kurulun resmî açıklamasında da başvuruların mevzuata uygunluk yönünden incelendiği, zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıkların yargı mercilerinde ileri sürülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu nedenle SPK incelemesinin sonucunun beklenmesiyle bütün alacak haklarının korunacağı varsayılmamalıdır.

Sermaye Piyasası Suçlarında SPK’nın Yazılı Başvurusu

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 115. maddesinde, Kanun’da tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar bakımından özel bir başvuru koşulu düzenlenmiştir. Bu suçlar nedeniyle soruşturma yapılması, SPK tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlanmıştır. Düzenlemede bu başvuru bir muhakeme şartı olarak kabul edilmiştir.

Yatırımcı tarafından savcılığa dilekçe verilmesiyle bu özel koşulun kendiliğinden yerine getirildiği kabul edilemez. Bununla birlikte yatırımcının olayları savcılığa bildirmesi ve aynı belgeleri SPK’ya sunması mümkündür. Başvurularda varsa diğer dosyanın numarası belirtilerek aynı işlemlere ilişkin bilgi verilmesi, olayın bütünlüğünün anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

Bu koşul, yatırımcının kişisel şikâyetinden farklı niteliktedir. Bu nedenle sermaye piyasası suçlarının tamamı hakkında “şikâyetten vazgeçilince dosya kapanır” biçiminde genel bir açıklama yapılamaz. Ayrıca aynı olay içinde Türk Ceza Kanunu kapsamında başka bir suç iddiası bulunuyorsa, her fiilin tabi olduğu hükümler ayrı incelenmelidir. SPK başvurusu koşulunun bütün yatırım uyuşmazlıklarına uygulanması da doğru değildir.

Fon Varlıklarının Amaç Dışı Kullanılması ve Güveni Kötüye Kullanma

Fon varlıklarının yatırımcıların menfaatine aykırı biçimde kullanıldığı iddiasında, öncelikle varlığın kime teslim edildiği ve hangi yetkiyle yönetildiği belirlenmelidir. Fon hesabından yapılan ödeme, işlem karşılığında alınan varlık, kullanılan teminat ve bağlantılı hesaplara gerçekleştirilen aktarımlar birlikte değerlendirilmelidir. Bir para hareketinin olağan portföy işlemi mi yoksa amaç dışı kullanım mı olduğu, yalnızca işlem açıklamasından anlaşılamayabilir.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 110. maddesinde güveni kötüye kullanma ve sahtecilikle bağlantılı özel düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak maddede sayılan kişi, kuruluş ve fiil koşulları gözetilmeden bütün fon yöneticileri hakkında aynı hükmün uygulanacağı ileri sürülemez. Özellikle Kanun’un 58. maddesindeki fon kurulu kavramıyla her yatırım fonunun yönetim yapısı birbirine karıştırılmamalıdır.

Başvuruda “param kullanıldı” şeklindeki genel ifade yerine, hangi tarihte, hangi hesaptan, hangi kişiye ve hangi açıklamayla aktarım yapıldığı gösterilmelidir. İşlem talimatları ve saklama kayıtları yatırımcının elinde bulunmuyorsa, ilgili kayıtların yetkili makam tarafından getirtilmesi talep edilebilir. İddianın kesin bilgiye mi, mevcut belgeye mi yoksa araştırılması istenen bir şüpheye mi dayandığı açıkça ayrılmalıdır.

Bağlantılı Kişilere İşlem Yapılması ve Örtülü Kazanç Aktarımı

Fon portföyüne alınan bir varlığın bağlantılı bir kişiden satın alınması, tek başına suç işlendiğini göstermez. Buna karşılık işlemin piyasa koşullarından uzak bir bedelle yapılması, karşılıksız ödeme gerçekleştirilmesi veya fon aleyhine şartlar kabul edilmesi durumunda ayrı bir değerlendirme gerekebilir. Taraflar arasındaki ortaklık, yönetim, kontrol veya menfaat ilişkisi bu nedenle araştırılmalıdır.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 110. maddesinde, kolektif yatırım kuruluşlarını da kapsayan belirli ilişkili işlemler üzerinden varlık veya kazanç azaltılmasına yönelik düzenlemeye yer verilmiştir. Somut iddiada işlem bedelinin hangi ölçüye göre uygunsuz bulunduğu gösterilmelidir. Gerçekleşen bedelle sonradan oluşan piyasa fiyatının farklı olması, işlem tarihinde hukuka aykırılık bulunduğunu tek başına kanıtlamaz.

Örneğin fon tarafından alınan bir varlığın bağımsız değerleme raporu, benzer satışlar ve işlem tarihindeki koşullar karşılaştırılabilir. Ayrıca hangi kişinin menfaat elde ettiği ve fon zararının bu işlemle bağlantısı araştırılmalıdır. Tasfiye sonunda belirlenen toplam eksikliğin tamamının tek bir ilişkili işleme yüklenmesi yerine, her işlemin etkisinin ayrı hesaplanması gerekmektedir.

Yanıltıcı Açıklamalar ve Piyasa Dolandırıcılığı İddiaları

Fon hakkında yapılan her olumlu açıklama piyasa dolandırıcılığı olarak nitelendirilemez. Açıklamanın içeriği, gerçeğe uygunluğu, açıklamanın yapıldığı tarihte bilinen durum ve yatırım kararları üzerindeki etkisi incelenmelidir. Daha sonra yatırımın zarar etmiş olması üzerinden geçmişteki bütün açıklamaların gerçeğe aykırı olduğu sonucuna varılamaz.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesinde işlem temelli ve bilgi temelli piyasa dolandırıcılığı ayrı düzenlenmiştir. Bilgi temelli suç yönünden yalnızca yanlış bir açıklamanın bulunmasıyla yetinilmemekte; kanunda aranan amaç ve menfaat koşullarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İşlem temelli iddialarda ise emir, işlem ve hesap hareketlerinin oluşturduğu bütünlük araştırılmaktadır.

Yatırımcıya gönderilen tanıtım belgesiyle KAP açıklaması arasında farklılık bulunduğunda, belgelerin tarihleri korunmalıdır. Silinen internet sayfaları, değiştirilen sunumlar ve elektronik yazışmalar bakımından yalnızca son sürümün saklanması yeterli olmayabilir. İlk açıklamanın içeriğiyle yatırımın yapıldığı tarih arasındaki ilişkinin gösterilmesi, iddianın değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır.

Kamuya Açıklanmamış Bilgilerin Kullanılması

Fonun tasfiye edileceğine veya portföyde önemli bir kayıp bulunduğuna ilişkin bilginin önceden öğrenilmesi, bazı kişiler tarafından avantajlı işlemler yapılmasına imkân verebilir. Bununla birlikte kamuya açıklanmamış bir bilginin öğrenilmiş olması, tek başına bilgi suistimali suçunun oluştuğunu göstermez. Bilginin niteliği, öğrenilme biçimi ve gerçekleştirilen işlemle bağlantısı araştırılmalıdır.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 106. maddesindeki koşullar kapsamında, sermaye piyasası araçlarına ilişkin önemli ve açıklanmamış bilgilerin işlem yapılmasında kullanılması değerlendirilmektedir. Bu nedenle tasfiye duyurusundan önce gerçekleştirilen her satış veya pay iadesi suç olarak gösterilemez. İşlem yapan kişinin söz konusu bilgiyi bilip bilmediği ve kanunda aranan diğer unsurlar incelenmelidir.

Şüpheli işlem iddiasında, duyurunun tarihiyle işlem tarihi arasındaki yakınlık bir araştırma nedeni olarak sunulabilir. Ancak yakın tarihlerde işlem yapılmış olması kesin kanıt şeklinde aktarılmamalıdır. Bilgiye erişim yetkileri, toplantı kayıtları ve ilgili yazışmaların incelenmesi talep edilerek iddianın somutlaştırılması mümkündür.

Defter, Kayıt ve Değerleme Belgelerindeki Aykırılıklar

Fonun tasfiyesi sırasında muhasebe kayıtlarıyla fiilen bulunan varlıklar arasında fark tespit edilirse, bu farkın nedeni araştırılmalıdır. Kayıt tarihi hatası, tamamlanmamış mutabakat, değerleme yöntemi veya bilerek yapılan bir değişiklik farklı sonuçlara bağlanabilir. Her kayıt uyuşmazlığının sahtecilik olarak adlandırılması doğru değildir.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 111 ve 112. maddelerinde bilgi ve belge verilmesiyle defter, kayıt ve finansal raporlamaya ilişkin fiiller bakımından ceza hükümlerine yer verilmiştir. Ancak ilgili suçun özel koşulları, yükümlülüğün dayanağı ve gerektiğinde kast unsuru ayrıca değerlendirilmelidir. Bir belge talebine geç cevap verilmesi üzerinden otomatik olarak suç sonucu çıkarılmamalıdır.

Yatırımcının elindeki hesap dökümüyle kuruluşun bildirdiği tasfiye bakiyesi farklıysa, farkın hangi kalemden kaynaklandığı sorulmalıdır. Pay adedi, işlem valörü, uygulanan birim değer, kesintiler ve daha önce yapılan ödemeler ayrı karşılaştırılmalıdır. Bu karşılaştırma yapılmadan yalnızca iki toplam tutarın farklı olmasına dayanılması, iddianın açıklanmasını güçleştirebilir.

İzinsiz Para Toplayan Yapılarla Yatırım Fonlarının Ayrılması

Bir yapının tanıtımında “fon” sözcüğünün kullanılmasıyla SPK düzenlemelerine tabi yatırım fonu niteliği kazanılmaz. Kuruluşun yetkisi, fonun kayıtları, katılma paylarının nasıl ihraç edildiği ve paranın hangi hesaba gönderildiği doğrulanmalıdır. Kişisel banka hesabına yapılan ödeme veya belgeye bağlanmayan ortaklık vaadi, yetkili yatırım fonuyla aynı kabul edilmemelidir.

Yetkisiz sermaye piyasası faaliyetleri bakımından Sermaye Piyasası Kanunu’nun 109. maddesi gündeme gelebilir. Olayın özelliklerine göre dolandırıcılık veya başka suç iddiaları da incelenebilir. Ancak uygulanacak suç hükümleri, yalnızca kullanılan ticari ad üzerinden belirlenemez.

Bu ayrım, paranın geri isteneceği kişinin belirlenmesinde de önem taşımaktadır. Usulüne uygun yatırım fonunda pay sahipliği ve tasfiye hesabı incelenirken, izinsiz yapıda paranın teslim edildiği kişi, verilen vaat ve kullanılan belgeler öne çıkabilir. Başvurunun yanlış kuruluş hakkında hazırlanması, gerçek para hareketlerinin araştırılmasını geciktirebilir.

Başvuru Öncesinde Hazırlanması Gereken Belgeler

Başvuru dosyasında olayların tarih sırasına göre gösterilmesi gerekmektedir. Yatırım tarihi, yatırılan tutar, edinilen pay adedi, varsa satış veya iade talebi ve alınan cevaplar birbirini izleyecek biçimde yazılmalıdır. Olayın değerlendirilmesi için zorunlu olmayan kişisel bilgilerle dosyanın genişletilmesi yerine, ilgili işlem ve belgeler üzerinde durulmalıdır.

Başlıca belgeler arasında banka dekontları, yatırım hesabı hareketleri, katılma payı kayıtları, fon izahnamesi, ilgili tarihteki yatırımcı bilgilendirme belgeleri, KAP duyuruları ve kuruluşla yapılan yazışmalar bulunmaktadır. Tasfiye kararıyla ödeme hesabının açıklanmasına ilişkin belgeler de eklenmelidir. Her ekin hangi iddiayı desteklediği belirtilirse, dosyanın incelenmesi kolaylaştırılmış olacaktır.

Elektronik belgelerin tarih ve gönderici bilgileri korunmalıdır. Ekran görüntüsünün yanında mümkünse belgenin aslı veya elektronik dosyası saklanmalıdır. Hukuka aykırı yollarla hesaplara girilmesi, başkalarına ait verilerin ele geçirilmesi veya kaynağı belirsiz belgelerin kesin kanıt gibi sunulması yerine, erişilemeyen kayıtların yetkili makam tarafından istenmesi talep edilmelidir.

Savcılığa Yapılacak Bildirimde Nelere Yer Verilmelidir?

Suç ihbarı veya şikâyeti, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesindeki usullere göre yapılabilir. Dilekçede fonun ve ilgili kuruluşların doğru unvanları, bilinen kişi bilgileri, işlemlerin tarihleri ve araştırılması istenen fiiller gösterilmelidir. İddiaların belgeyle desteklenen bölümleriyle henüz araştırılması gereken bölümleri birbirinden ayrılmalıdır.

Kesin olarak bilinmeyen hususların kesin gerçek şeklinde yazılması gerekli değildir. Örneğin “şu hesaba aktarım yapıldığı dekonttan anlaşılmaktadır; aktarımın dayanağının araştırılması talep edilmektedir” biçiminde bir açıklama yapılabilir. Böylece bilinen olayla bu olaydan çıkarılan şüphe arasında açık bir ayrım kurulmuş olacaktır.

Sadece suç adlarının sıralanması yerine, istenen incelemeler açıklanmalıdır. İlgili banka hareketlerinin getirtilmesi, fon kayıtlarıyla saklama kayıtlarının karşılaştırılması, işlem talimatlarının incelenmesi ve gerekli mali değerlendirmenin yaptırılması talep edilebilir. Daha önce SPK’ya veya başka bir başsavcılığa başvurulmuşsa, dosya numarasına yer verilmelidir.

Ceza Sorumluluğunun Hangi Kişiler Bakımından İnceleneceği

Kuruluşta yönetici, çalışan veya ortak sıfatının bulunması üzerinden otomatik ceza sorumluluğu kurulamaz. Fiilin gerçekleştirilmesine hangi kişinin katıldığı, talimatın kim tarafından verildiği, işlemin hangi yetkiyle onaylandığı ve gerekli manevi unsurun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Unvan listesinin sunulması, kişisel sorumluluğun ispatı yerine geçmez.

Bir işlemin yönetim kurulu kararıyla yapılmış olması durumunda, kararın içeriği, toplantıya katılım, karşı oy ve uygulamadaki görevler değerlendirilmelidir. Buna karşılık yalnızca imza sahibi olunmadığı ileri sürülerek her durumda sorumluluktan kurtulunacağı da söylenemez. Fiile katılımın biçimi ve gerçek görev dağılımı esas alınmalıdır.

Şirket hakkında uygulanan tedbirlerle gerçek kişiler hakkında yürütülen soruşturma ayrıca ayrılmalıdır. Tüzel kişiler bakımından kanunun izin verdiği güvenlik tedbirleri gündeme gelebilse de hapis cezası gerçek kişiler yönünden değerlendirilmektedir. Fon kurucusu, portföy yöneticisi, saklayıcı ve dağıtıcı kuruluşun görevleri aynı olmadığından, sorumluluk iddiaları da görevlerin içeriğine göre hazırlanmalıdır.

Soruşturma Dosyasında Yatırımcının Hakları

Suçtan zarar gören sıfatı bakımından, ileri sürülen fiille yatırımcıya ait zarar arasındaki bağ incelenmektedir. Aynı fonda pay sahibi olan herkesin her suç bakımından aynı konumda olduğu varsayılamaz. İlgili fiilin doğrudan hangi menfaati etkilediği ve kişisel zararın nasıl meydana geldiği açıklanmalıdır.

Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin toplanmasının istenmesi, şartları içinde dosyadan bilgi veya belge talep edilmesi ve vekille temsil sağlanması mümkündür. Dosyaya erişim bakımından soruşturmanın gizliliğiyle kanunda düzenlenen sınırlamalar dikkate alınmalıdır. “Soruşturma gizlidir” gerekçesiyle bütün hakların ortadan kalktığı kabul edilemeyeceği gibi, her belgenin sınırsız biçimde verileceği de ileri sürülemez.

Başvuru sırasında güncel iletişim ve tebligat bilgilerinin sunulması gerekir. Dosya numarasının kaydedilmesi ve sonradan edinilen belgelerin ek dilekçeyle bildirilmesi yararlı olacaktır. Aynı belgenin defalarca sunulması yerine, yeni belgenin önceki iddiaya hangi yönden katkı sağladığı açıklanmalıdır.

Elkoyma ve Kayyım Tedbirleri

Suç şüphesi bulunmasıyla bütün fon varlıklarına kendiliğinden elkoyma uygulanmaz. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi bakımından ilgili suçun kapsam içinde bulunması, kanunda aranan şüphe ve malvarlığı bağlantısının gösterilmesi gibi koşullar incelenmelidir. Tedbir talebinde hangi varlıkla hangi fiil arasında ilişki bulunduğu açıklanmalıdır.

Yatırımcılara ait fon malvarlığıyla şüpheli kişilerin şahsi varlıkları birbirine karıştırılmamalıdır. Fon malvarlığının kurucunun ve saklayıcının malvarlığından ayrı tutulmasına ilişkin düzenlemeler gözetilmelidir. Suçtan elde edildiği ileri sürülen bir değerle yatırımcılara ait olağan portföy varlığının aynı olduğu varsayılmamalıdır. Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği

Şirket yönetimi için kayyım atanması da ayrı koşullara bağlanmıştır. Tasfiye görevinin başka bir kuruluşa verilmesiyle ceza dosyasında kayyım atanması aynı işlem değildir. Her iki durumda da kararın kapsamı okunmalı; karar üzerinden suçun kesinleştiği veya yatırımcının alacağının güvenceye alındığı sonucu çıkarılmamalıdır.

Kamu Davası Açılması ve Davaya Katılma

Toplanan delillerle kamu davası açılması için yeterli şüphe oluştuğunda iddianame düzenlenmesi gündeme gelmektedir. İddianamenin kabulüyle kovuşturma aşamasına geçilmektedir. Bu aşamada da suçun sabit olduğuna ilişkin kesin sonuç oluşmuş sayılmaz; mahkeme tarafından deliller değerlendirilerek karar verilmektedir.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 115. maddesinde, ilgili suçlar nedeniyle açılan davalarda iddianamenin kabulüyle SPK’nın katılan sıfatı kazanmasına ilişkin özel hüküm bulunmaktadır. Yatırımcıların katılma talepleri ise kendi sıfatları ve suçtan zarar görme durumları bakımından değerlendirilmelidir. SPK’nın davaya katılmasıyla her yatırımcının ayrıca katılan olduğu kabul edilemez.

Katılma talebinde yatırım ilişkisi, ilgili fiil ve kişisel zarar arasındaki bağlantı açıklanmalıdır. Ayrıca ceza dosyasında bulunmayan yeni belgeler sunulabilir. Hangi mahkemede yargılama yapılacağı konusunda Sermaye Piyasası Kanunu’nun 116. maddesindeki görevlendirme hükmüyle olayda ileri sürülen diğer suçların görev kuralları birlikte değerlendirilmelidir.

Tasfiye Payı ve Tazminat Davasının Birlikte Değerlendirilmesi

Tasfiye payında mevcut fon varlıkları ve hak sahipliği esas alınmaktadır. Tazminat talebinde ise sorumluluk sebebi, zarar ve uygun nedensellik bağı araştırılmaktadır. Dolayısıyla tasfiye sonunda ödenen tutarın yatırılan paradan düşük olmasıyla bütün farkın belirli bir kişiden istenebileceği sonucu çıkarılamaz.

Normal yatırım kaybıyla hukuka aykırı davranış nedeniyle oluştuğu ileri sürülen ek zarar ayrılmalıdır. Yanıltıcı bilgi verilmesi, özen yükümlülüğüne aykırılık veya amaç dışı işlem iddiaları bakımından ilgili kuruluşun görevi ve sözleşme ilişkisi incelenmelidir. Görevli mahkeme ve varsa dava şartı arabuluculuk, tarafların sıfatına ve talebin niteliğine göre belirlenmelidir.

Ceza dosyasındaki rapor ve kayıtlar tazminat davasında değerlendirmeye alınabilir. Ancak ceza davasının bitmesi bütün tazminat talepleri için zorunlu bir ön koşul değildir. Bekletici mesele yapılmasına ilişkin değerlendirmeyle zamanaşımı takibi birbirinden ayrılmalıdır. Ceza kararının etkisi bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi de gözetilmelidir; beraat kararından her durumda tazminat sorumluluğunun bulunmadığı sonucu çıkarılamaz.

Yatırım Fonları Ceza Soruşturmalarında Şüpheli ve Sanık Hakları

Yatırım fonları ceza soruşturmalarında şüpheli ve sanık hakları, Sermaye Piyasası Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir. Soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişi “şüpheli”, iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar suç isnadı altında bulunan kişi ise “sanık” olarak adlandırılmaktadır. Fonun tasfiye edilmiş olması, SPK tarafından inceleme başlatılması veya kişi hakkında suç duyurusunda bulunulması, suçun işlendiğinin kesinleştiği anlamına gelmemektedir. Suçluluğun kesinleşmiş mahkeme kararıyla belirlenebileceği ve şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesi gözetilmelidir.

Şüpheli veya sanık tarafından müdafi yardımından yararlanılması, isnadın öğrenilmesi, açıklamada bulunulmaması, lehe delillerin toplanmasının istenmesi ve kanunda belirtilen sınırlar içinde dosyanın incelenmesi mümkündür. İfade veya sorgu sırasında, fon işlemleri hakkında ayrıntılı açıklama yapılmadan önce işlem kayıtlarının, görev tanımlarının, imza yetkilerinin ve SPK inceleme belgelerinin değerlendirilmesi gerekebilir. Kişinin yalnızca fon kurucusunda, portföy yönetim şirketinde veya ilgili kuruluşta görev yapmış olması üzerinden ceza sorumluluğu kurulamaz. Hangi işlemin kim tarafından gerçekleştirildiği, talimatın kimden alındığı ve kişinin suç oluşturduğu ileri sürülen fiile ne şekilde katıldığı ayrı ayrı gösterilmelidir.

SPK Fon Soruşturmalarında Savunma ve Delillerin İncelenmesi

SPK fon soruşturmalarında savunma hazırlanırken yalnızca yatırımcı zararının bulunup bulunmadığına bakılmamalıdır. Fon portföyündeki değer kaybının piyasa hareketlerinden, likidite sorunundan, değerleme yönteminden veya suç oluşturduğu ileri sürülen bir işlemden kaynaklanıp kaynaklanmadığı belirlenmelidir. Fon izahnamesi, yatırımcı bilgi formu, portföy raporları, saklama kayıtları, banka hareketleri, değerleme raporları, yönetim kurulu kararları ve elektronik yazışmalar birlikte incelenmelidir.

Şüpheli veya sanığın göreviyle bağlantısı bulunmayan işlemler açıkça ayrılmalıdır. Yetki devri yapılmışsa devrin kapsamı, işlem başka bir birim tarafından gerçekleştirilmişse görev dağılımı, karara karşı oy kullanılmışsa karşı oy kaydı dosyaya sunulmalıdır. İşlem tarihinde mevcut olmayan veya daha sonra ortaya çıkan bilgiler üzerinden geçmişteki davranışın değerlendirilmesine itiraz edilebilir. Özellikle bağlantılı taraf işlemleri ve portföy değerlemeleri bakımından, işlem tarihindeki piyasa koşullarının esas alınması talep edilmelidir.

SPK inceleme raporları ve bilirkişi raporları kesin hüküm niteliğinde değildir. Raporda kullanılan veriler, karşılaştırma ölçütleri, zarar hesabı ve fiille zarar arasında kurulan bağlantı denetlenmelidir. Eksik kayıtlar esas alınarak değerlendirme yapılmışsa kayıtların getirtilmesi; teknik veya mali konularda açıklık bulunmuyorsa yeni bilirkişi incelemesi yaptırılması istenebilir. Aynı kuruluşta görev yapan bütün kişilerin tek bir anlatımla sorumlu tutulması yerine, her şüpheli veya sanık bakımından kişisel değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Yatırım Fonları Ceza Davalarında Sanık ve Şüpheli Avukatı

Yatırım fonları ceza davalarında sanık avukatı tarafından, öncelikle isnat edilen fiille uygulanan kanun hükmü arasındaki bağlantı incelenmelidir. Bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı, güveni kötüye kullanma, izinsiz sermaye piyasası faaliyeti veya kayıt düzenine aykırılık iddialarının koşulları birbirinden farklıdır. Bir fiilin birden fazla suç adı altında gösterilmesi durumunda, suçların unsurları ve fiiller arasındaki ilişki ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Sermaye Piyasası Kanunu’nda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar yönünden, Kanun’un 115. maddesinde düzenlenen SPK’nın yazılı başvuru koşulu kontrol edilmelidir. Başvurunun hangi kişiler ve hangi fiiller hakkında yapıldığı belirlenmeli; yazılı başvurunun kapsamı dışında kalan isnatlar bulunuyorsa bu durum mahkemeye bildirilmelidir. SPK’nın davaya katılan sıfatıyla yer alması, sanığın suçlu kabul edilmesini gerektirmediği gibi SPK raporundaki her değerlendirmenin mahkeme tarafından aynen benimsenmesini de zorunlu kılmamaktadır.

Elkoyma, malvarlığına ilişkin kısıtlama veya şirket yönetimine kayyım atanması gibi tedbirler uygulanmışsa, tedbirin koşulları ve kapsamı ayrıca incelenmelidir. Şüpheliye veya sanığa ait malvarlığıyla fon yatırımcılarına ait varlıklar birbirinden ayrılmalı; suçtan elde edildiğine ilişkin somut bağlantı kurulmayan değerler hakkında ölçüsüz kısıtlama uygulanmasına itiraz edilmelidir. Yatırım fonları ceza davalarında savunma hazırlanırken, hem isnat edilen fiile ilişkin delillerin hem de uygulanan koruma tedbirlerinin ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.

Fon Tasfiyesi ve Ceza Soruşturmalarında Avukat İncelemesi

Öncelikle fonun türü, yatırım ilişkisinin belgeleri ve tasfiye kararının kapsamı belirlenmelidir. Ardından hangi fiilin suç şüphesi oluşturduğu, hangi kişinin hangi görevi üstlendiği ve hangi belgelerin eksik olduğu değerlendirilmelidir. Genel suçlamalar yerine, işlem ve belge bağlantısının kurulması sağlanmalıdır.

SPK başvurusu, savcılık dilekçesi, davaya katılma talebi ve tazminat davası aynı metnin farklı makamlara gönderilmesiyle hazırlanmış sayılmaz. Her başvuruda ilgili makamın yetkisine uygun talebe yer verilmelidir. Ceza dosyasında delil toplanması istenirken tazminat davasında zarar hesabının ve sorumluluk sebebinin açıklanması gerekmektedir.

Dosyanın takibinde tebligatlar, ara kararlar, bilirkişi raporları ve yapılan ödemeler birlikte kaydedilmelidir. Sonradan ortaya çıkan belgelere göre iddiaların yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Kesinleşmiş karar bulunmadan suçluluk ilan edilmemesi ve ödeme sonucuna ilişkin temelsiz vaatlerden kaçınılması, başvuruların doğruluğu bakımından gereklidir.

Yatırım Fonları Ceza Soruşturmaları ve Davaları Avukat 

Yatırım Fonları Ceza Soruşturmaları ve Davaları kapsamında, fon varlıklarının amaç dışı kullanıldığı, bağlantılı kişilere usulsüz aktarım yapıldığı veya yatırımcılara gerçeğe aykırı bilgi verildiği yönündeki iddialar incelenmektedir. Fonun tasfiye edilmesi ya da katılma paylarının değer kaybetmesi tek başına suç işlendiğini göstermediğinden; işlem talimatları, banka hareketleri, saklama kayıtları ve fon açıklamaları birlikte değerlendirilmelidir. SPK’ya yapılacak başvuruda ve savcılığa sunulacak dilekçede, şüpheli görülen işlemlerin tarihleriyle mevcut belgeler belirtilmeli; Sermaye Piyasası Kanunu’nun 115. maddesindeki yazılı başvuru koşulu ayrıca gözetilmelidir.

Yatırım fonu nedeniyle zarara uğranıldığı ileri sürüldüğünde, ceza dosyasının takibiyle tasfiye payının tahsili ve tazminat talepleri ayrı değerlendirilmelidir. Yatırım fonları ceza soruşturmaları ve davaları hakkında avukat desteği kapsamında; suçtan zarar gören sıfatı, delil sunulması, davaya katılma, kararlara karşı başvuru ve alacakların zamanaşımı bakımından inceleme yapılabilir. Ceza davasında mahkûmiyet verilmesiyle yatırımcıya kendiliğinden ödeme yapılmadığından, zararın karşılanması için başvurulabilecek yolların ve sorumluluğu ileri sürülecek kişilerin ayrıca belirlenmesi gerekmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Fonun tasfiye edilmesi suç işlendiğini gösterir mi?

Tasfiye kararıyla faaliyet sona erdirilebilir; ancak suç değerlendirmesi için belirli bir fiilin ve ilgili suçun unsurlarının ortaya konulması gerekir. Kararın gerekçesiyle tasfiye öncesindeki işlemler ayrı incelenmelidir.

Fon tasfiye edilirken savcılığa başvuru yapılabilir mi?

Suç oluşturabileceği düşünülen olaylar savcılığa bildirilebilir. Sermaye Piyasası Kanunu’nda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlar bakımından SPK’nın yazılı başvurusuna ilişkin özel koşul ayrıca dikkate alınmalıdır. Bildirimde mevcut belgelerle araştırılması istenen hususlar ayrılmalıdır.

SPK’ya başvuru yapılması yatırılan paranın geri ödenmesini sağlar mı?

SPK başvurusuyla mevzuata aykırılık iddiaları incelenebilir. Bireysel alacağın veya tazminatın tahsili için gereken başvurular ayrıca değerlendirilmelidir. SPPK incelemesinin kendiliğinden ödeme emrine dönüştüğü kabul edilemez.

Fon değerinin düşmesi dolandırıcılık olarak kabul edilir mi?

Tek başına değer düşüşü üzerinden dolandırıcılık sonucu çıkarılamaz. Kullanılan açıklamalar, para hareketleri, fiilin niteliği ve suçun diğer koşulları incelenmelidir. Piyasa kaynaklı kayıpla hukuka aykırı işlemden doğan zarar ayrılmalıdır.

Bütün yöneticiler hakkında aynı suçlama yapılabilir mi?

Sadece görev unvanından hareketle aynı ceza sorumluluğu kurulamaz. Her kişinin işlemdeki görevi, talimatı, onayı ve fiile katılımı ayrı değerlendirilmelidir. Bilinmeyen kişisel katkıların kesin bilgi olarak sunulmaması gerekir.

Ceza soruşturması açılınca tasfiye ödemeleri durur mu?

Her soruşturmada bütün tasfiye ödemelerinin duracağı söylenemez. Varsa tedbir kararının kapsamı ve tasfiyeyi düzenleyen kararlar incelenmelidir. Belirli bir hesaba uygulanan tedbirle bütün fon ödemeleri aynı kabul edilmemelidir.

Ceza davası devam ederken tazminat davası açılabilir mi?

Talebin koşulları varsa ceza davasının devam etmesi tek başına tazminat davasına engel değildir. Görev, dava şartları ve zamanaşımı ayrıca incelenmelidir. Ceza dosyasının bekletici mesele yapılması mahkeme tarafından değerlendirilir.

Kısmi tasfiye ödemesinin alınması diğer talepleri sona erdirir mi?

Kısmi ödemenin alınmasıyla bütün taleplerin kendiliğinden sona erdiği söylenemez. Ancak imzalanan belgenin kapsamı ve ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğu incelenmelidir. Tahsil edilen tutarların zarar hesabına etkisi de dikkate alınmalıdır.

Pay kayıtları veya işlem belgeleri bulunmuyorsa başvuru yapılamaz mı?

Mevcut dekontlar, yazışmalar ve hesap bilgileriyle bildirim yapılması mümkündür. Eksik kayıtların hangi kuruluşta bulunduğu belirtilerek getirtilmesi talep edilebilir. Belge eksikliği kesin bilgilerle doldurulmamalı; araştırılması gereken hususlar açıkça yazılmalıdır.